Halkapınar’da bir göl vardı…

İzmirlilerin ağaçlarının gölgesinde piknik yaptığı, yüzdüğü Halkapınar Gölü’nden günümüze eski kartpostallardaki görüntüsü kaldı. Yazar Ahmet Günbaş, göle dair artık hiçbir izin kalmadığını belirtti

Halkapınar’da bir göl vardı…
SULTAN GÜMÜŞ / ÖZEL HABER
İzmir’in Bornova İlçesi Mersinli Yenimahalle semtinde 1960’lı yıllara kadar varlığını sürdürmüş olan Halkapınar Gölü, betonlaşmanın kurbanı olmuş durumda. Mazide kalmış korulukların hatırasını yad edercesine, Çamdibi, Çınarlı ve Mersinli semtlerinde şimdi betonlaşma hakim. Anlatacaklarımız o göle ve gölün yitip giden izlerine dair. İlkokul çağlarındayken Halkapınar Gölü’ne tanıklık eden ve orada birçok yaşanmışlık bırakan Yazar Ahmet Günbaş ile buluştuk. Atina Tapınağını dahi içerisinde barındıran ve şair Ahmet Haşim’in ‘Göl Saatleri’ şiirini yazmasına vesile olan Halkapınar Gölü, plansız ve programsız bir şekilde ansızın betonlaştı. Yazar Günbaş ise olayın tam bir çevre faciası olduğunu vurguladı. Bundan elli yıl önce, İzmir’in Mersinli Yenimahalle semtinde bir göl vardı, bu gölün çevresi ise çam ağaçlarıyla süslüydü. Bahar ve yaz mevsiminde halkın serinlediği, nefes aldığı mesire yerlerinden biriydi. Kıyısında yer alan çay bahçesinde düğün törenleri düzenlenirdi, bayramlarda ise bir başka şenlenirdi Halkapınar. Çünkü lunapark kurulurdu; Mersinli ve Çamdibi semtinin tüm çocukları akın ederdi buraya. Fakat kimsenin özellikle de yeni neslin şu an adını dahi bilmediği Halkapınar Gölü, bir anda ilgisizliğe, sorumsuzluğa, cahilliğe yenik düştü. İçi moloz dolu kamyonların biri gidip diğeri geldi. Sonunda kuruttular. Ağaçları kestiler. Gölün bulunduğu yere, bir otogar ile olimpiyat stadı kondurdular. Yüzlerce, binlerce insanın çocukluk anılarını da o damperli kamyonlarla boşaltılan molozların altında bıraktılar.

İZMİR GÖLÜN SUYUNU İÇERDİ
Değerli edebiyatçı Ahmet Günbaş, yıllardır yüreğinde bastırdığı bu çığlıkları, ‘Yitik Göl’ adını verdiği öz yaşam öyküsüyle kaleme aldı. Yitik Göl’de, Halkapınar Gölü’nün pek bilinmeyen mitolojik öyküsünü de katarak çocukluğunu anlatıyor. Günbaş ile tanışmamızda kitabı aracılığıyla oldu. Ardından Halkapınar Gölü’nün acı veren yok oluş hikayesi geldi. Halkapınar Gölü’nü anlatmaya başlayan Günbaş, “Şehrin tarihinde görünüp bir anda yok olan göl. Masal gibi bir göldü. Hiçbir uygarlık böyle bir gölü kaybetmek istemezdi. Benim ilköğretim hayatım Halkapınar Gölü’nün kıyısındaki Yeni İzmir İlkokulunda geçti. Bugün ki adı Çamdibi İlköğretim Okuludur. Böyle bir isme dönüştürülmesine de halen hayıflanırım ve eleştiririm. Hem gölü kaybettim hem de okulun adını. Okulun arkasından göl başlardı. İleride Halkpınar Tren İstasyonu vardı. Ayrıca Halkapınar’ın kendi su kaynağı vardı içerisinde. Bir zamanlar İzmir sadece Halkapınar Gölü’nün suyunu içerdi. Nüfus genişledikçe su yetmez oldu, başka sular aktarıldı” dedi. Bir başka yaklaşıma göre binlerce yıldır Halkapınar’dan fışkıran su kaynakları, Nif Dağı’ndan gelen sularla besleniyordu. Ancak buradan gelen suların büyük bir kısmının Bornova’ya içme suyu olarak verilmek üzere alınması Halkapınar’ı besleyen yer altı sularının tükenmesine ve kaynakların kurumasına yol açmış. Bu dramatik süreç, Halkapınar Gölü’nün giderek kuruması ve yok olması sonucunu doğurmuş. Sürecin son noktasında ise çevrede gelişen yapılaşma; 1971 yılında İzmir’de düzenlenen Akdeniz Oyunları öncesinde buraya yapılan Atatürk Stadı ve çevresindeki diğer yapılar, otobüs garajı ile sebze meyve halinin buraya taşınması mitolojik ve tarihsel alanın üstünün beton ile kaplanarak yok olması sonucunu getirmiş.
“ANSIZIN BETONLAR DÖKÜLDÜ”
Halkapınar Gölü benim denizimdi” diyerek sözlerini sürdüren Günbaş, “Çocukluk denizimdi. İlk defa kırsaldan şehre gelmiş olmanın verdiği şaşkınlıkla iletişim kuramıyorsunuz insanlarla, çekingen kalıyorsunuz. Ben de bunu yaşayanlardan biriydim. Bu çekingenliğimi ise Halkapınar Gölü ile konuşarak aştım. O küçük yaşlarda Halkapınar Gölü’ne çok fazla anlam yükledim. Halkapınar’da bir yaşanmışlık egemen. Halkapınar’ı unutamam ben, asla… Nami Dayı adında balıkçı bir komşumuz vardı, onunla birlikte Halkapınar Gölü’ne kurtçuk çıkarmaya giderdik. Sonra Çınarlı kıyılarına gelip balık tutardık. Daha doğrusu o tutardı ben seyrederdim” cümlelerini kullandı. Zamanla Halkapınar’ın bu içler acısı haline tanıklık etmeye başladığını kaydeden Günbaş, “Her şeyine tanıklık ettim… Kurumasına, betonlaşmasına, gölün yok olmasına… 60’lı yılların başlarında İzmir’de bir göçmen akını oldu. Mersinli Ovası, Bornova Ovası ve Şemikler tarafları birden bire, gelişi güzel konutlaşmaya başladı. Plansız ve programsız bir şekilde betonlar döküldü. İzmir ansızın yeşilliğini kaybetmeye başladı. Hepsini geçtim alt yapısız bir projeydi. Her tarafı pislik içerisinde bırakan bir yapılaşmaydı. Halkapınar’ın yakınlarında bulunan bugün ki Gıda Çarşısı’nın bitişiğine Birinci Sanayi Sitesi kuruldu. O da çarpık yapılaşmaya resmen tüy dikti. Bu gölün yok edilmesinde ve çarpık kentleşmenin oluşmasında sağ ve sol bütün yerel yönetimlerin, bütün siyasi iktidarların payı vardır” diye konuştu.

AHMET HAŞİM’İN GÖL SAATLERİ
Günbaş, “Ben Halkapınar Gölü’nü alelade, masum bir göl olarak bilirdim” diyerek şunları ekledi: “Fakat daha sonraki araştırmalarım beni çok büyük bir olayla karşı karşıya bıraktı. Kozmas Politis adlı İzmir doğumlu bir Rum yazar, ‘Yitik Kentin Kırk Yılı’ adıyla roman yazmış. Burada su yılanı söylencesi geçiyor. Düşünebiliyor musunuz? Halkapınar’a ait bir söylence var. Halikarnas Balıkçısı ‘İmbat Serinliği’ deneme kitabında, radyo konuşmalarında gölde bir Atina tapınağı olduğunu söylüyor. Ve bir arkeolog yazmış, çizmiş, bulmuş. Balıkçı da üşenmeyip gitmiş onun taşlarını bulmuş. 1909 yıllarında Ahmet Haşim İzmir’de Atatürk Lisesinde Fransızca öğretmenliği yaparken sık sık Halkapınar Gölü’nün kıyısına gelirmiş. Haşim’in ‘Göl Saatleri’ şiirini orada yazdığı söyleniyor. Bu yapmış olduğum araştırmalar ve nice yaşanmışlıklar neleri kaybettiğimizi daha fazla ortaya çıkardı. Orası bir nevi mesire yeriymiş, spor yarışmaları yapılırmış, şenlikler düzenlenirmiş. Osmanlı Dönemi’nde kayıklarla Halkapınar Gölü’nde gezen, etrafını bisikletlerle turlayan insanlar varmış.”

“TAM BİR ÇEVRE CİNAYETİ”
Halkapınar Gölü’ne tanıklık eden birçok insan olduğunu belirten Günbaş, “Ancak aradan yıllar geçti. Zamanla tanıklık eden bu insanlar da kalmayacak. İzmir’in arşivinde çok fazla bilgi olduğunu sanmıyorum. Olanları da korumalıyız. Tanıklık edenlerle iletişim kurmalıyız. Eminim ki çok daha farklı şeyler çıkacak” dedi. Gölün kapatıldıktan sonra üzerine garaj ve hal yapıldığını söyleyen Günbaş, “Bundan önceki İzmir hali ile garajı oradaydı. Sonra trafik yoğunluğundan dolayı onları da kaldırdılar. Şimdi ise gölün orada Halkapınar Kapalı Spor Salonu var. Osman Akbaşak ile gölün etrafını incelediğimizde yığınla izi kaybettiğimizi fark ettik. Mesela benim bildiğim dereyi kapatmışlar. O su nereye gidiyor ne oluyor kimse bilmiyor. Benim bir çıkmaz sokağım vardı. Oraya gittik. Sokağın yarısı var yarısı yok. Eskilerden de kimse yoktu zaten” diye konuştu. Şu an Halkapınar’ın sadece bir aktarma adıyla bilindiğini vurgulayan Günbaş, şöyle konuştu: “Bir gün çocukları karşılamak için Halkapınar’a gittim. O gün o kadar çok yağmur yağıyordu ki yollar geçilmez haldeydi. O an, ‘Evet, bu gölün öfkesi, laneti’ dedim. Tam bir çevre cinayeti. Dünyanın hiçbir yerinde denk gelinemez. O zamanlar bu faciaya engel olabilecek çevre hareketleri de yoktu. Şimdi ki İzmir’den hiçbir şekilde mutlu değilim.”
“1960’lı yıllardan beri Halkapınar’da ispinoz ve bülbül sesi gelmiyor. ‘Yitik bir göl için ağlayan kaç insan vardı şu dünyada? Yitik bir kent, yitik bir kuş, yitik bir ağaç, nasıl bir yara açardı yüreklerde?” diyen Ahmet Günbaş, kitabında da yer verdiği şu sözlerle açıklamalarını tamamladı: “Hoşça kal, sevgili gölüm benim diye iç geçirdi Servet. Gölün onu duyduğuna emindi. Yanıt olarak tüm gücüyle dalgalandırdı mavi çanağını Halkapınar Gölü. Sıçrayan bir su damlasını veda öpücüğü olarak konduruverdi yanağına. Okulunun son gününü andırıyordu gölle ayrılıkları. O gün gözleri ağlamaktan kızarmış, sesi gırtlağının boğulmalarında düğümlenip kalmıştı. Şimdiyse yitik bir göl için ağlıyordu gizliden. Evet, biricik gölünden ayrılıyordu. Zordu bir daha küçücük adımlarla dönüp gelmek.”
KENTİN BELLEĞİNDEN SİLİNDİ
Kent Gözlemcisi Orhan Beşikçi ise konuya ilişkin şunlara yer verdi: “Gölün suyu çekildikçe doldurulup üzerine yeni binalar yapılır ve efsane göl, kentin belleğinden böylece silinir. Halkapınar fabrikası binasını müzeye dönüştürüp mevcut boş sahada oluşturulacak gölcük, efsane gölü geri getiremezse de, hafızalarda yeniden canlanmasına ışık tutabilir. Kurumuş bir göl nasıl olacak da su tutacak sorusuna uzmanlar, birkaç su kuyusunun devre dışı bırakılmasıyla göl kısa sürede eski haline gelir ve İzmir’e yeniden merhaba der karşılığını veriyorlar.” Evliya Çelebi de zamanında göle ilişkin şu satırları yazmış: “Burası, her tarafı yemyeşil, ağaçlık, bülbüllerin ötüştüğü bir mesire yeridir. Suyunun içinde çeşitli balıklar vardır ama evliyanın nazargahı olduğundan bu balıklar avlanmaz. O yüzden sıçrayıp insanın elinden ekmek ve et parçaları kapıp çeşitli oyunlar yaparlar, çarşamba günleri buraya kadınlar gelir. Allah’ın hikmeti, o gün bir tane balık görünmez. Şehir halkı kralın tılsımıdır der.” Evliya Çelebi’nin bu satırlarını akla getiren Orhan Beşikçi, “Evliya Çelebi’nin gördüğü, insanların elinden yiyecek kapan tılsımlı balıklar geri dönüp, gölün suyundan içen ve yıkanan hastalar şifa bulur mu bilinmez. Temennimiz gölün su tutması ve etrafının eski yıllarda olduğu gibi yeşillendirilip eski haline getirilmesi. Bir gün hep birlikte Halkapınar Gölü’nde sandala binip kürek çekeriz diye ümit ediyorum” dedi.

Diğer Haberler

Kozmik Oda davasında mütalaa açıklandı

Kozmik Oda davasında mütalaa açıklandı

Kozmik Odada Kumpas davasında mütalaa açıklandı. Davada eski hakimler Nihal Uslu...

Bedelli askerlik müjdesi otomobil sattırıyor

Bedelli askerlik müjdesi otomobil sattırıyor

Bedelli askerlik düzenlemesinin TBMM'ye sunulmasının ardından para arayışına gir...

7 destek müjdesi!

7 destek müjdesi!

Devlet, yaşlılara birçok destek sağlıyor. Yaşlılar; evde sağlık hizmeti ve maaş,...

KKTC'de mülteci gemisi battı: 19 ölü

KKTC'de mülteci gemisi battı: 19 ölü

KTC Karpaz açıklarında en az 150 mülteciyi taşıyan gemi battı. Hayatını kaybeden...

Avrupa Birliği`nden Google`a rekor ceza!

Avrupa Birliği`nden Google`a rekor ceza!

Mobil cihaz stratejisiyle firmanın arama üstünlüğünü adaletsizce güçlendirdiği i...

Binlerce lirası kül oldu!

Binlerce lirası kül oldu!

Muş`un Akpınar köyünde çıkan yangında, ev içerisinde muhafaza edildiği iddia edi...