Mine Soysal ve Daralan

Gençlik edebiyatımızın sıra dışı kalemlerinden Mine Soysal, kendinde derin izler bıraktığı romanı ‘Daralan’ da, Türkiye’nin toplumsal sorunları eşliğinde gündelik yaşamlara dokunuyor

Mine Soysal ve Daralan

SULTAN GÜMÜŞ / ÖZEL HABER

“Biz küçüklerini konuşturmayı sevmeyen bir toplumuz. Biz onların bizim yetişkin dünyanın hoşuna gidecek kadar konuşmasını isteriz” der yazar Mine Soysal. Ardından Daralan romanı gelir zihinlere. Kendisi bir önceki sohbetimizde Daralan’dan kısaca söz açmıştı ve “Her kitabın oluşma ile yazma süreci, insanda başka izler bırakıyor. Hepsinin yazarlık yolculuğumdaki yeri de, anlamı da farklı. Yine de yazdığım son roman olan Daralan’ın izleri daha çok taze, zihnimde daha önde sanırım” demişti. Bu sözler üzerine Daralan’ı uzun uzadıya konuşmamak mümkün değildi. Daralan, gençlik romanları arasından bir Türk gencini en iyi anlatan kitap olabilir. Toplumumuzun en büyük hatalarından biri belki de 13-17 yaş arası gençlere hayatta hiç fırsat tanımamamız, onlar sanki yokmuş gibi, ergenlik yılları acilen iyileşmesi gereken bir illetmiş gibi davranmamız. Mine Soysal kitaplarıyla bu duruma karşı çıkıyor ve bu karşı çıkışı bizlerle de paylaşıyor.

BİR ADI KALMIŞ

‘Burası Tellibostan Sokağı. Kente tepeden bakan, dümdüz, daracık bir sokak. İki yanına sıralanmış tek katlı derme çatma evler, içlerinde insanlar değil de, hayaletler yaşarmış gibi sessiz. Çok eskiden aşağıdaki pazarın kurulduğu yer bostanmış. Bir adı kalmış, bostandan eser yok şimdi (...) Arada bir rüzgârın tepeden aşağı üfürdüğü uğultu ve koşuşturan birkaç çocuğun çığırtısı dışında çıt çıkmaz. Bu ıssızlığından olsa gerek, bizim sokak gözüme, tepeden baktığımız betondan kente ait değil de, yamacına kondurulmuş bir yama gibi görünür. Bu hem iyi hem kötü gelir bana. Ben de bir yama değil miyim sonuçta? Evet, tanıştırayım: Ben Mete! Kentin söküğü bu uzak sokağa ve beş numarada oturan Örücü Ailesi’ne tutturulmuş bir yamayım ben.’ İşte burada başlar Mete’nin hikayesi. Yalaka Ömer, Kader, Ayşe, Sıla, Feride... Hepsi de ‘Daralan’dan dünyaya açılan bir kapı. Yoksulluğa ve yoksunluğa inat bir kapı. Ardında olanlara inat, açılacak kapıların hikâyesi belki de Daralan. Feride’nin cümlesi ise romanın özeti olmasa da en güzel cümlelerinden biri: ‘İnsanlığın zembereği boşaldı, bozulduk. Yeniden kurulmamız gerek.’

KIYIDA KÖŞEDE KALMIŞ YAŞAMLAR

Eyvah Kitap! adlı başyapıtıyla yüz binlerce okura ulaşan yazar Mine Soysal, son romanında kıyıda köşede kalmış yaşamlara odaklanıyor. Gençlerin küskün içsesini, biriken kaygılarını, kimi öfkeli kimi cesur çıkışlarını küçük bir Anadolu kentinin yoksul mahallesinde buluşturan yazar, hayatın yürek burkan zor yanlarını dillendirirken sevgi ve anlayışa tutunuyor. Benzer koşulların sıradan insanlar üzerindeki farklı etkilerini gerçeklikle aktaran roman, korkuları dayanışmayla dağıtanları, yaşama dört elle sarılanları incelikli diliyle selamlıyor. Romana ilişkin kesitler sunan Soysal şöyle ekliyor: “Mete’nin liseye başlayacağı o yaz, iç darlatan sorunlarıyla birlikte gelmiştir. Maddi sıkıntılar ve bedensel engelli ablasının sessiz çaresizliği yetmezmiş gibi, yeni komşuların gürültüsü de Mete’nin içsesini bastıracak güçtedir. Aile içinde şiddete ilk kez tanık olması durağan hayatını sarsmış, komşularının oğlu Ömer yakasına yapışıvermiştir. Neyse ki, tezini yazmak için yanlarına gelen psikolog teyzesi, tatlı bir yaz esintisi yaratır yoksul evlerinde. Teyzesinin, çoğunu anlamadığı laflarında, Sıla’nın zeytin gözlerinde pırıldayan umut, Mete’nin bunaltısını dağıtmaya yetecek midir?”

“YOKSUL OLMAK KÖTÜ DEĞİLDİR”

‘Daralan’dan geriye ne kalsın okura?’ dedik Soysal’a ve şunları söyledi: “Anlatmak istediğim en önemli şey yoksulluğun ‘kötülük’ demek olmadığıdır. Kendine yetmeyi seçmiş güçlü insanlar, yoksul olabilirler. Yoksul olmak kötü değildir, asıl ‘varlıklı’ olmak insana beklenmedik bedeller ödetebilir. Biz gençlerimize artık bunları anlatmıyoruz. Hatta tam tersine onlara, hayatta varlıklı birer insan haline gelirlerse yaşayabileceklerine dair korkunç bir yalan perdesi kuruyoruz. O perdeyi öncelikle kendimize kurduğumuzdan olsa gerek... Gençlerin, yoksulluğun korkulacak bir şey olmadığını, ama evet, mücadele etmemiz gereken ve ortadan kaldırmamız gereken bir şey olduğunu; karşılığınınsa varlık değil, eşitlik olduğunu düşünmesini istiyorum. Her konuda eşitlik. Bir kaplumbağayla benim, bir yunusla senin hiçbir can hakkı farkının olmadığına inanıyorum ben. İnsanların ancak kendi aralarında ve diğer bütün canlılarla eşit bir zihinsel, ruhsal yaşama ulaşabildiklerinde, mutluluğu da elde edeceklerine inanıyorum.”

Diğer Haberler

Bahadır Tatlıöz Ağapark’a geliyor

Bahadır Tatlıöz Ağapark’a geliyor

Türk pop müziğinin genç ve başarılı isimlerinden Bahadır Tatlıöz, Aliağa Belediy...

Sinemaseverler Ayla’ya akın etti

Sinemaseverler Ayla’ya akın etti

Aliağa Belediyesinin kültür sanat faaliyetleri kapsamında organize edilen “Aliağ...

Örnek oldular

Örnek oldular

Karşıyaka Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen Yaylı Çalgılar ve Oda...

Rahmet ve mağfiret iklimi

Rahmet ve mağfiret iklimi

Mekke’de basın mensuplarıyla bir araya gelen Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali...

Levent: Sanat nedir bilmiyoruz

Levent: Sanat nedir bilmiyoruz

Geçtiğimiz günlerde Karşıyaka Kuzguni Sanat Cafe’de Çağdaş Drama Derneği oyuncul...

Çakmaklı’da sinema keyfi

Çakmaklı’da sinema keyfi

Aliağa Belediyesinin kültür sanat etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Aliağa’da...