İzmir’de özgür dönüşüme açık bir alan: Cafe Eli

Küçük Park’ın dikkat çeken mekanlarından Cafe Eli; vegan menüsüyle, sayısız kedi ve köpekleriyle, bir kısmı derneğe dönüştürülen odasıyla ve daha birçok farklılığıyla göze çarpıyor

İzmir’de özgür dönüşüme açık bir alan: Cafe Eli

SULTAN GÜMÜŞ / ÖZEL HABER

İnsanların vakit geçirdiği sürede anlamlı bir şeyler yapacağı yer görüşünden yola çıkan Cafe Eli, insanların hayatlarındaki anlamı bulmaları için aracılık etmek isteğiyle ‘bir şey’ yapmaya çalışıyor.

Özel sektörde çalışırken zamanla içinde bulunduğu çalışma temposunda hayatındaki anlamları yitirmeye başladığını fark ederek istifa eden İşletme Sahibi Elif Kamanlıoğlu ile konuştuk.

Kamanlıoğlu, Cafe Eli’yi anlatmadan önce Bornova’daki mekanların ‘aynılığına’ değindi. Kamanlıoğlu, “Bornova’da yaşayanın tatlı çilesidir Küçükpark. Çünkü Bornova’da yaşayıp, Alsancak’a gitmeye üşenmenin sonucu Küçük Park’ta biter genelde. Ve bir süre sonra ‘bu kafelerin hepsi de aynı’ diye söylenmek yerine sürekli birine gidersiniz, diğerlerinden tek farkı sürekli ona gidiyor olmanızdır. O kadar da aynıdırlar aslında. Süvari’ye çıkınca biraz ümitlenir gibi olursunuz, oradakiler birbirine benzemez gibi gözükür. Girip oturdukça aslında hep o ihtişamlı menüleriyle, hizmette kusur etmeyen garsonları ve pahalı sandalye, masa takımlarıyla hepsinin aynı olduğunu görürsünüz. Bugün size biraz daha komşu kokan, arkadaş evi kokan; biraz daha salaş, komün ve ekolojist bir yeri anlatacağım. Evet, gerçek, üstelik Küçük Park’ın orta yerinde. Cafe Eli” dedi.

AKADEMİK HAYAT KOCA BİR YALAN

Cafe Eli’nin zorlu ve nevi şahsına münhasır bir varoluş hikayesi var. Kamanlıoğlu, çok başarılı bir akademisyen ve bilim insanı olmayı hedefleyen bir kadınken, her şeyi bir tarafa bırakıp kafeyi nasıl açtığını şu sözlerle anlattı: “39 yaşındayım. Celal Bayar Üniversitesinde işletme okudum. İki sene piyasada çalıştım. Ardından Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’ne gidip bilim insanı olmaya karar verdim. Ve kazandım. Yüksek lisansımı tamamladım, doktoraya başladım ancak yarıda bıraktım. İtalya’da yaşadım belli bir dönem. TÜBİTAK bursu aldım. Fakülte birincisi olacak kadar başarılı bir öğrencilik hayatım vardı. İTܒde projeler gerçekleştirdim. İtalya’da Lecce ve Salento üniversitelerinde projelerde yer aldım. Verimli bir akademik hayatım oldu. Daha sonra akademik hayatın koca bir yalan olduğunu fark edip her şeyi bıraktım.”

NE YAPIYORUM BEN?

Büyük risk alarak yeni bir yaşama kapılarını açan Kamanlıoğlu, “Çok para kazandığım, yapmaktan mutlu olduğumu sandığım bir işim vardı. Her şey çok güzel gidiyor gibiydi. Patronum beni çok seviyordu. Sürekli tüketiyordum, sürekli yeni şeyler alıyordum. Bir gün durdum; Elif dedim ya 82 ekran aldın, 182 de alırsın, 282’si de çıkar bunun. Ne yapıyorum ben derken işi bırakmaya karar verdim. Patronum çok severdi, 1 hafta izin verdi. Döndüm ‘Ben artık burada yapamam’ dedim. Yeniden okul, yüksek lisans, diploma derken akademide de tutunamadım. En son birine para karşılığı bitirme tezi yazdım. Gelen parayla da burayı açtım. Cafe Eli. Burada mutluyum” dedi.

BURASI BENİM HACCIM

“Burası benim haccım” diyen Kamanlıoğlu, “Burası el emeğiyle, gece çalışmalarıyla yapılan bir yer. Burası benim haccım. Çünkü çok farklı bir yolculuktayım. İnsan içinden isterse ve hedeflerse neler çıkarabiliyormuş onu gördüm kendimde. Burada gördüğün bütün eşyaları çöpten, oraya buraya atılmış kıyıdan köşeden topladım. Ben bu kafeyi açarken mümkün olduğu kadar standart insanların ihtiyaçları dışındaki ihtiyaçları da düşündüm. Örneğin kapıya rampa yaptırdım engelli insanların da girebilmesi için. Çölyak hastaları için glütensiz makarna bulunduruyorum çekmecemde. Burası farklı bir ruh. Cafe Eli’de rahat hissetmemek mümkün değil pek; yarım adım arayla dizilmiş masalar yok çünkü. Hiçbiri birbirinin aynı olmayan oturaklar ve masalar var. Gerçi oturak ve masa da değil. Kimi koltuk, valizden oluşuyor kimi masa, mutfak dolabının bir parçası” diye konuştu.

TİŞÖRTÜM ÇÖPTEN

“Bak bu benim giydiğim tişört var ya, çöpten” diye söze giren Elif, “Bu masalar sandalyeler var ya, hiçbirine para vermedim. Hepsini çöpün kenarından taşıdım koydum. Aksesuar gibi duran her şey yine çöpten. Bazıları da bilen müşterilerimizin getirdiği eşyalar. Ayağımdaki ayakkabılar bile çift değil. Yan tarafta ayakkabıcı vardı. Taşındı. İki tane Nike ayakkabı buldum. İkisi de ayrı renkler. Aylardır takılıyorum onlarla. Bu kafe müşterisiyle, sahibiyle ve dokusuyla tamamen mucize. Müşterimiz bile farklı. Ben buna inanıyorum. Buraya öyle saçma sapan insanlar gelmiyor. Sanatçı ruhlu, becerileri olan, hayvan sevgisiyle yanıp tutuşan insanlar geliyor. Müşteri gibi de değiller. Hepsiyle birebir iletişim kurduğum için çok güzel samimi bir ortam oluştu. İşim olduğu zamanlar kalkıp yiyecek, içeceklerini kendileri alıyor. Anormal olanları almıyorum zaten ya da ters bir harekette bulunanları kovuyorum direk. Birde çok başarılı müşterilerim var. Onların sonuna kadar etinden, sütünden yararlanıyorum. Mesela genç bir arkadaş var. Gitar çalıyor. Gitar öğrenmek isteyen diğer arkadaşlara eğitim veriyor. Hem o kazanıyor uygun bir bütçeyle hem de diğeri gitar öğreniyor. Dışarı da yüksek meblağlara öğreneceklerine” dedi.

VAHŞİLİĞİMİZE TANIKLIK ETTİM

İzmir’deki kafelerin sorunsallarından biri de vegan ürün olmaması. Genelde zeytinyağlılarıyla anılan İzmir’de müşteriler meze dışında yemek yemek isteyince zorlanıyor. Elif, vegan olduğu için menüye de vegan ürünleri koyma sürecini anlatıyor: “Burayı açmak elde para olmasına rağmen çok zor oldu. İşletmesi de bir o kadar tabi. İlk başta vegan bir kafe açmayı çok isterdim. Yalnız başladığım için imkanlar dahilinde olmadı. Şimdi 6 ayda bir menüyü değiştiriyorum. Her değiştirişimde hayvansal ürün içeren yemekleri çıkartıyorum. Yaptığım vegan yemekleri de insanlara ikram ederek yavaş yavaş gelen kitleyi de alıştırmaya çalışıyorum. Biraz yavaş ilerleyen ama benim içimin rahat olduğu bir süreç. Bir sonraki yılsonunda kafeyi tamamen vegan yemekli hale getirmek gibi bir hedefim var.”

Elif, vegan oluşunun sadece yemekle alakalı olmamasıyla ilgili şunları söylemeden de edemiyor: “Hayvan deneyleri hayvan özgürlükçü olmayanları da rahatsız etmeli. Bak bu en dandik sigara, bunu kullanıyorum. Kullandığım krem de dandik benim. Varsın bir ürün de bir canlı üzerinde denenmeden önce ben kullanayım. Ben ormanları yıkmışım, yaşam alanlarını talan etmişim, bir kere de benim yanağım zarar görsün. Ne var yani. Bölümüm gereği hayvanlar üzerinden deneyler yapardık. Kaplumbağaların canlı canlı öldürülüşünü gördükçe vahşiliğimize tanıklık ettim.”

BİR DE AŞIK KEDİLER

“Peki bu kafede insanlar yemek yemek dışında neler yapabilir?” diye sorduk. Kamanlıoğlu, “Üretimin her türlüsüne açık bir yer burası. Film izlemek isteyenler için bir odamız var, ders çalışmak isteyenler de kullanıyor. Atölyelere açık. Seramik atölyesi mi yapmak istiyor? Gelip burada iç rahatlığıyla yapabilir. Masal gecesi mi düzenlemek istiyor? Aynı şekilde. Samimi olduğu sürece her etkinliğe açık burası. Ayrıca ‘Genciz’ adıyla yan tarafta derneğimiz var. Zamanla geliştiriyoruz. STK’lara bağlıyız. En son ‘Kıyafetime Karışma’ etkinliğinde çalıştık. Daha da büyüyeceğiz. Kullanılmayan ürünleri bu dernekte kullanılabilir hale getiriyoruz. Örneğin çöpe atılan ağaç kavukları ve gömlekler gibi” dedi.

“İnsanların dikkatini daha çok ne çekiyor” dediğimizde aldığımız cevap hayli ilginçti. Elif, “Cafe Eli’de, Küçükpark kafelerinin etekli cin Ayşe ve şapkalı Cin Ali desenli tuvaletlerinin aksine cinsiyetsiz bir tuvalet olması dikkati çekiyor. Bir de aşık kediler tabi. Sayısız kedilerimiz var. Ve tabi ki köpekler. Hayvan fobisi olanlar burada korkularını yendi. Her masada ya da ayağınızın altında belki de omuzunuzda kedilere rastlayabilirsiniz. Bir koltukta kedi uyuyorsa müşterimiz ona asla dokunmaz. Bir tabure alır o da yanında oturur. Ben evli değilim. Düşünmüyorum da. Kendim gibi birini bulmam çok zor. Ben aşığım zaten. Müşterilerime, hayvanlarıma, işime” diyerek hayvanları ve üretmeyi seven herkesi Cafe Eli’ye davet etti.

Diğer Haberler

BİR OTEL KATİBİ

BİR OTEL KATİBİ

Hayata tutunamayan yorgun bedenlerin günlük 10 liraya kaldığı bir otelde, az gör...

Kanser onun için grip gibi

Kanser onun için grip gibi

200’ün üzerinde kemoterapi aldı, 6 kez ameliyat masasına yattı, 3 kez de ilik na...

Savaşın enkazından  güneşin kadınlarına

Savaşın enkazından güneşin kadınlarına

Türkiye’deki yaşama adapte olmaya çalışan mülteci kadınlar, bir grup gönüllü tar...

Minik Hiranur yutkunursa ölecek

Minik Hiranur yutkunursa ölecek

Gaziantep'te yaşayan 1,5 yaşındaki minik Hiranur, yaşadığı talihsizliklerin ardı...

Çocuklarım okusun!

Çocuklarım okusun!

Down sendromlu kızları Irmak’ın ihtiyaçlarını karşılamak ve geçimlerini sağlamak...

İhtiyaç sahiplerine  ‘EL’ uzatıyorlar

İhtiyaç sahiplerine ‘EL’ uzatıyorlar

İzmir Enternasyonal Fuarı’na da katılan Robot El Derneği İzmir Grubu; parmağını,...