Mental yorgunluk kader değildir

Özellikle son zamanlarda dikkatini toplayamamaktan şikayet edenler ve kendisini tükenmiş hissedenler aslında ‘Mental Yorgunluk’ sorunu yaşıyor olabilir. 35 yıllık gazeteci Ali Kayadibi, mental yorgunluk denince ilk akla gelen mesleklerden gazeteciliği de ele alarak aktarımlarda bulundu

Mental yorgunluk kader değildir

SULTAN GÜMÜŞ / ÖZEL HABER

‘Mental Yorgunluk’ kavramını ekonomiden siyasete değin birçok alanda duyduk. Dikkatini toplayamama, kendisini tükenmiş gibi hissetme olarak adlandırılan bu yorgunluk hiç şüphesiz ki son zamanlarda birçok meslek grubundan çalışanın dilinde. Ancak yapılan araştırmalara göre mental yorgunluğa en sık yakalanan meslek gazetecilik. 35 yıllık gazeteci Ali Kayadibi, tecrübelerinden yola çıkarak mental yorgunluğu ele aldı. Gazetecilik çerçevesinde de mental yorgunluğu değerlendiren Kayadibi, “Hayat işten ibaret gibi yaşandığı zaman özellikle mesleğin sonunda, yani emeklilik döneminde kişisel hayatta büyük bir boşluk meydana geliyor” dedi.

“RUH VE BEDEN BAŞKA ŞEYLER İSTİYOR”

İnsanın biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel bütünlüğü içinde karmaşık yapıya sahip bir varlık olduğunu söyleyen Kayadibi, “İnsanı bu açıdan tanımlama gereğini duymamın nedeni mental yorgunluk konusunu zihnimize daha iyi yaklaştırabilmek içindi. Bazen kendimize dönüp baktığımızda içinde bulunduğumuz duygu, düşünce ve davranışlarımızı anlamlandırmakta güçlük çekeriz. Tam olarak ne hissettiğimiz, ne düşündüğümüz ve neden böyle davrandığımıza odaklandığımızda da daha derin anlamsızlıklar ortaya çıkar. Yani görünür fizik yanımızla ve görünmeyen ruhsal yapımız arasındaki sağlıklı ilişkiyi kuramayız. Oysa başta belirttiğimiz insanın biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel bütünlük içindeki yanıltıcı yapısının garip uyumu gerçekten bozulabiliyor. Ruh başka, beden başka şeyler ister hale gelebiliyor.Konuyu daha anlaşılır kılmak için günlük hayatımızdan örnek verelim. ‘Kafam çok karışık’, ‘Hayatta hiçbir şey bana zevk vermiyor’, ‘Ne yapmak istediğimi bilemiyorum’ gibi sözcüklerden daha risklileri de var. ‘Hissetmiyorum’, ‘Algılamıyorum’, ‘Anlamıyorum’, ‘İstemiyorum’gibi” dedi.

TÜKENMİŞLİK SENDROMU

İş hayatındaki başarısızlıkların kişisel bir mutsuzluğa yol açtığını vurgulayan Kayadibi, “Çabuk yorulma, bunalma, sıkılma, öfke atakları gibi ruh halleri karşısında ne yapacağını şaşıran insanın durumuna bilim, ‘Tükenmişlik sendromu’ veya ‘Mental yorgunluk’ gibi sınıflama yapıyor. Bu kategoriye giren herkeste aynı ölçü ve şiddette belirtiler görülmeyebilir. Modern hayatın içinde insan ile insanın ilişkisi azaldı. Yeni dünya teknolojiyle uyum sağlamayı, yeni bilgiler edinmeyi, bu bilgileri içselleştirip uygulamayı zorunlu hale getirdi. Bu uyum süreci sancılı olabiliyor. Çalışma hayatı ise, rekabet ve yarış üzerine kurulu sistemle yürüyor. Bireyler çalışma hayatının insanüstü gayret isteyen sistemi içinde yüklenen görevleri yerine getirebilecek donanıma sahip olamaması yüzünden yarışı kaybediyor. Kaybedilen her yarış, bir umudun tükenmesine yol açıyor. Tekrarlanan başarısızlıkların yarattığı gerginlik bir süre sonra gelecek planlarını da yok ediyor. Hayatının tamamını iş olarak gören bireyler, iş hayatındaki başarısızlıklarını kişisel mutsuzluğuna yol açmasına da neden olabiliyor” cümlelerine yer verdi.

MESLEKİ MENTAL YORGUNLUK

Mental yorgunluğun yaygın olarak görüldüğü mesleklerin net olarak belirlenemediğini kaydeden Kayadibi, şunları ekledi: “Mental yorgunluğun görülemeyeceği meslek grubu yok gibi. Örneğin kalabalık ortamlarda çalışan, kişisel mutluluğunu, sosyal doyumunu sağlayamamış kişilerde mental yorgunluk ortaya çıkabiliyor. Örneğin hemşireler, doktorlar, hasta bakıcılar, gazeteciler, akademisyenler. Bu arada tek başına bir ortamda çalışmak zorunda kalan meslek gruplarında da mental yorgunluk oluşabiliyor. Kişinin meslek hayatında kazanmak uğruna kişisel hayatında kaybettiklerini fark etmesi, çoğunlukla tükenmişlik noktasına gelindiği anlar olabiliyor. Yüksek hedefler, aşırı tempolu çalışma, taşınmayacak ölçüde görevler üstlenilmesi genel olarak tükenmişlik sendromu yaratabiliyor. Bütün bunların sonucu mental yorgunluğun da başlangıcı oluyor. Yorucu, yıpratıcı işleri uzun süre yapmak, bedensel ve ruhsal olarak kendine zaman ayıramama, uygun zamanda dinlenememe bıkkınlık verir. Önceleri işten alınan zevkin kaybolmasıyla başlayan yorgunluk giderilmeyince zihnin savunma kalkanları giderek zayıflıyor hatta savunamaz hale gelebiliyor.”

GAZETECİLER NERESİNDE?

Gazetecilik mesleğinde mental yorgunluğun ne düzeyde ve niçin olduğunu da belirten Kayadibi, “Gazetecilik, her an ve her durumda ‘tetikte’ olmayı, kapı eşiğinde, bir nevi ‘iki arada bir derede’ durmayı gerektirir. Bu uzun süren gerilimli bekleyiş gazeteciyi uzun süre meşgul edince; o zenginleştirilmiş iş tanımı gibi görünen mesleğin kişi için aslında monoton bir yapıya dönüştüğü görülür. Her gün kalabalıklar içinde birbirine benzeyen olay ve olguların peşinden koşan gazeteci, kendi birey olma durumunu sahip olduğu o sosyal yapı üzerinden tanımlamaya başlıyor. Herkesin bildiği, tanıdığı o kişi özel hayatına çekilince kişisel beklentilerinin karşılanmadığını fark edebiliyor.

Özel hayatı yaşama biçimi, kişilerin bilgi, zeka, iş yapma becerileri, duygu, düşünce ve beklentilere göre şekillenir. Bir gazeteciyi mutlu eden özel yaşam standartları başka bir gazeteciyi tatmin etmeyebilir. Bu durumda görünür haliyle sosyal hayatın içinde aktif sanılan bir gazeteci, mesleğinin ilerleyen yıllarında hayattan kişisel beklentilerini düzenlemezse aşamayacağı sıkıntıların içine düşebiliyor. Beklentilerinin ve elindeki olanakların ne olduğunu değerlendirmezse yorucu ve yıpratıcı mesleğin içinde bocalama dönemi başlıyor. Hayat işten ibaret gibi yaşandığı zaman özellikle mesleğin sonunda, yani emeklilik döneminde kişisel hayatta büyük bir boşluk meydana geliyor. Çalışma hayatı ne kadar etkin sosyal boyutlar taşısa da kişisel hayatta bırakılan boşluk, iş hayatı sona erince daha da büyüyor. İşini kaybeden bir gazeteci kişisel hayatındaki boşluğu entelektüel, sosyal ve kültürel olarak dolduramazsa ciddi bir tükenmişlik sendromu ve mental yorgunluk içine düşebilir” diye konuştu.

İFADE ETME BECERİSİ KAYBOLUR

Kayadibi’ne göre; gazeteciler, olaylar ve olgular peşindedir. Zihinsel olarak sürekli insanın olduğu yere bakar ve oradan haber çıkarmaya çalışır. Bu durum, her insan için yorucudur. Olaylar üzerine kurulu bir yaşam, günlük hayattaki ilişkileri ‘sıradan’ görme eğilimi içine sürükler. Gazeteci, işini hayatının tamamı kabul ederse, yani zihinsel olarak odaklandığı alanın dışında bir hayatı kurgulamazsa uzun süre o akıntının içinde ilerler. Hayatın karmaşık sosyal yapısı içinde aslında tekdüze bir yaşamın akıntısında olduğunu fark etmek için zaman zaman o akıntının kıyısına çıkıp bakmak gerekir. Hatta bazen aşırı hareketlilik içinde bir yaşam süren kişinin kendisini de ‘helikopter bakışı’ diye nitelenen bir bakış açısıyla değerlendirmesinde yarar var. Kendi hayatının dışarıdan nasıl göründüğüne bakıp daha objektif bir değerlendirme yapabilir. Olaylar ve olgular insanın düşünce yapısını tekdüze hale getirebilir. Hareketsiz ilişkiler içine düşüldüğünde boşluk sezgisi yoğunlaşabilir.

Aşırı uyarılmış zihinsel işleyiş insanı sürekli tetikte olmaya yönlendirir. İnsanın ömrü sınırlı olduğuna göre ilerleyen yıllarda birbirine benzeyen hareketlilik, yorucu hale geldiğinde istenilen dinginlik ortamı oluşturulmazsa bireyin kendini ifade etme becerisi kaybolabilir.

İTİBAR VE İŞ HAYATI BİTİNCE…

“Her insan kendini toplum içinde kabul ettirmek ister” diyerek sözlerine devam eden Kayadibi şöyle aktardı: “Mesleğin getirdiği itibarın, iş hayatı sona erdikten sonra devam etmesi istenir. Ancak kişisel donanım yetersizse devam etmeyecektir. Aşırı hareketli bir çalışma hayatının içinden çıkan bir kişi, kendini zihinsel olarak hayatın içinde konumlandıramadığı zaman yılların yorgunluğu düşünce yapısını da bozabilir. Mental yorgunluk her meslek grubunda olabilir dedik ama en çok zihinsel etkinliği yoğun olan kişilerde meydana geleceği gerçeğini göz önünde tutmak gerekir.”

BİR ÖNERİM VAR! 

Mental yorgunlukla karşılaşmamak için önerilerde bulunan Kayadibi, “30 yılı aşkın süre gazetecilik yaptım. Zaman zaman mental yorgunluk, tükenmişlik sendromu olarak tanımlanan fiziksel ve zihinsel zorlanmalarla karşılaştım. Ben hep çoklu kariyer üzerinde çalıştım. Yazılı medyanın dışında akademik alanda etkin oldum. Güne erken başlayan birisi olarak uzun saatler kendime ait olmayan bir iş yapmanın ardından, iş çıkışı mutlaka kendi özel alanımda zaman geçiririm. Hiç yapamazsam mutlaka okurum. Bu okumalar mesleki olduğu kadar, farklı alanların bilgisine ulaşmayı da barındırır. Sinema, kültür, sanat, sosyal alanlarla eğlence. Çoğunluğunu yönetici olarak geçirdiğim gazetecilik sırasında üniversitede ders verecek ölçüde akademik disiplin içine girdim. Tek düze düşünmenin yarattığı mental yorgunluğu okuyarak, yazarak ve anlatarak attım. Zihinde biriken ve artık başkalarının hayatını gözetleyerek geçirilen yılların yorgunluğu bir anda çökebilir. Kendinize ait bilgi oluşmuyorsa, yararlanabileceğiniz kişisel bilgiler yoksa hayatınızda sadece o yılların yorgunluğu kalacaktır.

Süt içmek gibi bir eylemi canınız istediği için değil; bazen onu bedeniniz istediği, yararlı ve sağlıklı olduğu için yaparsınız. Gazetecinin de zihninde kişisel hayatını zenginleştirecek çok özel ve farklı bilgilere ulaşması gerekir. Görünürde her şeyi bilen insan gibi görünen gazeteci, o yoğunluk içinde aslında tek düze olaylar üzerinde gözlemci hale gelebiliyor. Farkına vardığı zaman geç kalabiliyor. Bilgi çeşitliliği insanı hem toplum içinde rahat ettirir hem kişisel hayatını olağan üstü şekilde zenginleştirir” ifadelerine yer verdi.

TÜKENEN GAZETECİLER

Sürekli yorgunluk, sık unutkanlık, kas ağrıları, gevşemede ve dikkat toplamada güçlük. Bahsi geçen psikolojik ve fiziksel belirtiler ‘Çalışan Gazetecilerde Stres ve Mesleğe Başladıktan Sonra Karşılaşılan Rahatsızlıklar’ çalışmasında gazeteciler çok sayıda sorunla baş etmeye çalışıyor ve katılımcıların yüzde 70’inin tehlikeli seviyede stres altında olması dikkat çekiyor. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü proje ödevi kapsamında Ankara’nın Çankaya İlçesi’nde, kurumlarda çalışan ve freelance muhabirlik yapan 24-50 yaş arasındaki 50 gazeteciyle, stres düzeylerini ölçmek için ‘Çalışan Gazetecilerde Stres ve Mesleğe Başladıktan Sonra Karşılaşılan Rahatsızlıklar’ isimli bir çalışma yürütüldü. Katılımcılara ‘İş Stresi Düzeyi Ölçeği Anketi’nde yer alan soruların yanı sıra mesleğe başladıktan sonra karşılaştıkları rahatsızlıklar ve mesleki durumlarıyla ilgili sorular yöneltildi. Katılımcıların yüzde 70’inin stresi ‘tehlikeli seviyede’ çıkarken, geriye kalan yüzde 30’luk kısımda stresin psikolojik ve fiziksel belirtileri gözlendi. Katılımcıların verdiği yanıtlara göre, 50 gazeteciden 28’inin stres düzeyi tehlikeli boyutlara varmış durumda. En düşük stres düzeyi puanı 30, en yüksek stres düzeyi puanı ise 44. Katılımcıların 22’sinde ise, fiziksel ve psikolojik stres belirtileri tespit edildi. En düşük stres düzeyine sahip kişinin puan değeri 22, en yüksek puan değeri 29 oldu.

Diğer Haberler

Meme kanserine estetik çözüm

Meme kanserine estetik çözüm

Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Hidayet Çatal, meme kanserine yakalanan veya kanser...

Durmak bilmiyor

Durmak bilmiyor

Çalıştığı birçok 5 yıldızlı otelde baş aşçılık yapan Nejdet Polat, başarının sır...

Kadınların ressamı

Kadınların ressamı

Ressam Hebrar Hülya Çelik, karakalemde yakaladığı başarıyı yağlı boyada da sürdü...

Çocuk bakanlığı çağrısı

Çocuk bakanlığı çağrısı

Türkiye’de kayıp çocuk vakalarına ilişkin gerekli önlemlerin alınmadığını kayded...

İzmirli Can’dan  Türkiye rekoru

İzmirli Can’dan  Türkiye rekoru

İzmir’de yaşayan Can Gökmen isimli öğrenci LGS’de 500 tam puan rekoru ile önemli...

Kısa sol bacağı ameliyatla uzatıldı

Kısa sol bacağı ameliyatla uzatıldı

Doğuştan kalça çıkıklığı olan İzmirli Yılmaz Kulaç, 58 yıl boyunca yaşamını bir...