Çağdaş Cantürk

90’lar

Çağdaş Cantürk

canturkcagdas@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları

Nane Limon Mevsimi Doğa ne müthiş! - 31.10.2018

Girişimcilik Destekleri - 19.10.2018

Ayıplanmak - 10.10.2018

Vasıfsız İnsan Fazlalığı - 26.09.2018

Kaşla Göz Arası - 13.09.2018

Emlak Fiyatları - 05.09.2018

Doğu Seyahatim - 29.08.2018

Yaşanılmaz Yaşam Alanları - 15.08.2018

Mantıksız Dolar Yükselişi - 08.08.2018

Yaşadığın Şehirde Yaşayamaz Olmak - 01.08.2018

İnsan Nasıl Yaşar - 25.07.2018

Bu Deniz Kimin? - 04.07.2018

Herkes Kapısının Önünü Süpürürse - 27.06.2018

Seçim Gürültüsü - 13.06.2018

Bayram Sakinliği - 20.06.2018

Turizme Dair - 30.05.2018

Mezuniyet - 23.05.2018

Oksimoron - 16.05.2018

Boy Sırasını Yengeçten - 10.05.2018

Çıraklığını Yapmadığın İşin Ustası Olmak - 02.05.2018

Çocuk Olmak - 25.04.2018

Ne Yazıyorsam Hayvanseverliğimden! - 18.04.2018

Bindiğin Dalı Kesmek - 11.04.2018

Bir Zaman Dilimi Olarak Hayat - 04.04.2018

Hayatı Iskalama - 28.03.2018

Manzarayı Görmek İçin Yukarı Tırmanmak - 21.03.2018

Sosyal Medyanın Çirkin Yüzü - 14.03.2018

Ticaretten Haberler - 07.03.2018

Soy Ağaçları - 28.02.2018

Çocuk - 21.02.2018

Hop Sakız Adası - 14.02.2018

Güncelleme - 07.02.2018

Ar-Ge ve Otomobil Üzerine - 31.01.2018

Okula Mola - 24.01.2018

Cumbalı İzmir - 11.01.2018

Trendleriyle Yeni Yıl - 03.01.2018

Karınca ve Ağustos Böceği - 27.12.2017

Algıda Açıklık - 21.12.2017

Şeker Portakalı ve Zeze - 13.12.2017

Kültür Sanat Etkinlikleri - 06.12.2017

İlk Yağmurun Telaşı - 29.11.2017

Ölü Toprağı - 22.11.2017

İstanbul İzmir Arası - 15.11.2017

Hazır Bilgi - 08.11.2017

Ütopyalar Güzeldir - 01.11.2017

Kahkaha - 25.10.2017

Dönüşüm - 18.10.2017

Pazar günlerini çocukken pek sevmezdim. Çok sıradan ve aynı gelirdi. Televizyonun karşı çaprazında ütü masasında okul elbiselerini ütüleyen anne, üçlü koltukta uzanan baba, tekli koltuğa uzanırcasına sığabilen ölçekte duştan yeni çıkmış ben, televizyonda renkli sıvılarla dolu kadehler kulesinden tek tek kadehleri çekerek almaya çalışan Şahane Pazar yarışmacıları... Hiç düzeni bozmadan geçen pazar günleri aslında ne kadar sevilesiymiş? Televizyon karşısında mutlu mesut Şahane Pazar Bezhat ve Süheyl izlerken odayı saran portakal kabuğu kokusu ne kadar da tatlı bir hatıra şimdi. Emin değilim, iki seçenek var aklımda. Ya mevcut zaman doksanlar kadar güzel bir zaman değil ya da benim doksanlara karşı hissettiğim şu an çocuk olan birine benim doksanlarım kadar değerli. Fakat durup düşününce Tarkansız, Levent Yükselsiz, Büyük Babasız, seksek ve 9 taşsız, Susam sokağı olmadan, Hugosuz, Pokemonsuz, Bizimkilersiz, kız kaçıransız, Titanicsiz, televizyon kanalını değiştirebilen kol saatsiz, telefon kulübesiz, peçete koleksiyonsuz, leblebi tozsuz bir zaman nasıl özlenmez?

Doksanları zaman aralığı olarak şöyle bir araya sokuyorum, seksenlerin siyasi atmosferi ile milenyumun hızlı teknolojikleşmesi arasında arındırılmış bir yere. Seksenlerde köyden şehire göç hızı ile sıcaklığı ve samimiyeti şehirlerde son hızıyla karşılarken, doksanlar o sıcak neslin getirdiği çocuklardır. Top oynarken Ayşe teyzenin sürahiyle beraber bir bardak uzatıp, bütün çocukların kana kana o suyu içmesi, vücuda alınan suyun kazak kollarına sümük olarak dönmesi ayıplanan bir durum değildi sanırım? Yoklukların zekayı geliştirdiği bir dönemden bahsediyoruz. Motor sesi için bisiklet tekerleğine sıkıştırılan pet şişeden, gazoz kapaklarına yüklenen o anlamlar, yamalanan çoraplar, çim adamlar, evde yapılan pizzalar, icat edilen oyunlar, daha neler neler, saymakla bitmez. İmkanların kısıtlı olmasının ve teknolojinin bu kadar gelişmemiş olmasının zekaya etkileri yadsınamaz. Mevcut durumlar zorlaştıkça bir adaptasyon olarak zeka fazla çalışıyor. Yaratıcılığın fazla olduğu bir dönemdi doksanlar.

Mahalleciliğin ne demek olduğunu bu zamanın çocukları pek anlayamayabilirler. Doksanların mahalle kültürü birliktelik sembolü olarak anlatılabilir. Mahallelinin birbirlerine olan bağlılığı, yardımlaşma hali, muhabbeti, mahallenin çocuklarına muazzam bir mahalleyi benimseme durumu olarak yansırdı. Öyle ki, mahalle kavgaları çıkardı çocuklar arasında sebebi bilinmez. Belki bir kız için, belki yürürken ağaçtan kopartılan bir elma uğruna, bilemedin bahçesine kaçan bir top nedeniyle. Birbirlerini sahiplenirdi gençler, durumu sıkışık olana yardım ederdi esnaf, asla izin vermezdi çocuklar yaşlı teyzenin poşetlerle eve yürümesini. Büyükşehirlerde mahalle atmosferinde büyümüş son nesillerdendir doksanların çocukları.

Okullar dönemin öğrencileri için eğitimhanenin ötesinde eğlencenin de merkeziydi. Zil sesini duyunca simiiiiit diye bağırarak birbirini koşturan çocukların neşesi vardı. Şimdi ellerde ekranlar, telefonlar var. Eksik bir şey var, ruh mu dersin buna, samimiyet mi dersin bilmem. Doksanlar belki de bu anlamda hareket eden son gemiydi…