Çağdaş Cantürk

Ar-Ge ve Otomobil Üzerine

Çağdaş Cantürk

canturkcagdas@gmail.com

‘Ar-Ge’ kelimesi son yıllarda çok sık duyduğumuz bir kelime olmakla beraber, önemiyle kıyaslandığında aslında biraz da hayatımıza geç girmiş bir kelimedir. Araştırma ve Geliştirme kavramlarının üretim dilinde birleşmiş halidir özetle. Tasarımcılar ve mühendisler için iş imkanlarının en çok olduğu alan ve bunun yanında üretkenliklerini, aldıkları eğitimlerin hakkını verecekleri sahadır. Büyük ölçekte üretim yapan fabrikalar, üretim tesisleri, sanayi kuruluşları bünyesindeki tasarımcılar ve mühendisler ile üretimlerini kusursuza yaklaştırmayı planlarken, maliyet, üretim süresi, verimlilik, üretilebilirlik, yeni malzeme adaptasyonları, yenilikçi üretim teknolojileri ile çağa ayak uydurma bunun yanında seri üretime entegre olma konularında daima bir adım öteye gitmeyi hedeflemektedirler. Ar-Ge tam bu noktada sahneye giriyor. Bahsettiğim ölçek, hacim ve sayılarda üretim yapan tesisler sürekli bir gelişim içinde olmak zorundadırlar ki rekabet etme şansına sahip olabilsinler. Yeni ürün ve tasarımları seri üretime hazırlamak ve kontrollerini eksiksiz yapmak için fikir aşamasından prototiplemeden paketleme aşamasına kadar geçen süreç Ar-Ge olarak adlandırılabilir.

Klasiktir, akla ilk o gelir. Biz neden kendi yüzde yüz yerli otomobilimizi üretemiyoruz? Dahası, neden araçların motorlarını üretemiyoruz? Aslında, sanayi ve üretim olarak motordan daha kompleks ürünler üretiyoruz ülkemizde. Bunları üretip motor üretememek pek olası değil normal şartlar altında. Motor aksamındaki parçaların ayrı ayrı her biri günlük hayatta kullandığımız basit makinelerin içlerinde olan parçalar olmakla beraber, motor üretmemize engel olan bir parça var ki iş orada karmaşıklaşıyor. Motor bloğu denilen bir parça var. Bu parça döküm teknolojisiyle üretilen yekpare bütün bir parça. Döküm teknolojisi dediğim de pek yeni bir teknoloji değil, aman gözünüzde büyümesin. Doğrudur, zor bir iştir. Hata payı çok yüksektir. Türevleri oldukça fazladır. Ama temelde, kuma gömülen bir parçanın üzerine yüksek sıcaklıkta erimiş metal sıvısı dökülüp, gömülü parçanın eriyerek yerine metal dolması ve sonunda soğumasıyla bu bütün parçanın elde edilmesiyle oluşur. Bu yöntemle yapılan üretimlerden alınan sonuç pek yüksek verimliliğe ulaşmaz. Döküm yapılan parçaların içinde hava boşlukları oluşabilir, sıvı metal her noktaya erişemeyebilir, soğurken çatlama ve form bozulması gerçekleşebilir. Haliyle büyük bir yatırım ve Ar-Ge gerektirdiği gibi aynı zamanda uzun vadede büyük getiri sağlaması beklenmelidir ki yeni üretimler için maddi ödenek sağlanabilsin.

Bu tür döküm fabrikaları ülkemizde var fakat otomobil endüstrisi için üretimi yapılacak motor ve motor bloğu parçaları için önce büyük bir Ar-Ge yatırımı yapılmak zorundadır. Yatırım sonrasında kurulacak tesis ve birikimi yapılacak bilgi ile ürünler üretilebilir duruma gelecektir. İşin en kritik noktası da budur, bu denli yatırımı yapacak birileri elbette ki geri dönüşü olmasını isteyecektir yaptığı yatırımın. Bu da üretilen motorun satılması anlamına geliyor. Böyle bir marketin oluşması bu işin en kritik noktasıdır.

Bu konu hep akla takılan bir konudur. Bizler atlarını süsleyen, onlara isimler takan, takılarla süsleyen, aksesuarlar ören ve takan ataların soylarının devamıyız. Dolmuşlarda, kamyonlarda, arabalarda gördüğünüz o özenli süslemeler bu kültürel mirasın etkisinden gelmektedir. Tam da bu sebeptendir ki, millet olarak otomobiller hayatımızda büyük önem taşımaktadır. Haliyle insanlarımız merak ediyor. Biz neden kendi aracımızı üretemiyoruz? Tek sebebi olmamasıyla beraber biraz açıklayıcı olduğunu düşünüyorum.