Sıla Arsel

Atatürk ve Dilimiz

Sıla Arsel

sila.arsel.96@hotmail.com

Yeryüzünün, toprağın derinine gömdüğü gizem ve gökyüzünün, bulutların arkasına gizlediği bir medeniyet var ortada. ϜϓſϞ (Türk) medeniyeti... Bir milletin silinmez izi, canlı kanlı kimliği “dili”.
Biliyoruz ki Atatürk, Türk dili kavramına çok önem vermiştir. Harf inkılabıysa bunun en açık örneğidir. Çünkü bu inkılapla Türk dili, öze dönmüştür. Geçtiğimiz abece bilinenin aksine Latin abecesi değil, Türk abecesidir. Bu konunun üstünde çok fazla durmayacağım. Dilerseniz daha önceden kaleme almış olduğum Latin Abecesi Değil, Türk Abecesi adlı köşe yazımı okuyabilirsiniz. Evet nerede kalmıştık..? Türk Dili kavramında.
Atatürk bir milletin benliğinin dilinde saklı olduğunu biliyordu. Bir milleti yok etmenin en kısa ve kesin yolu da dilini öldürmekten geçiyordu. Bu ölüm ilk başta basit bir kavram gibi gelse de kulağa, en az bir soykırım gibi büyük bir katliam barındırır bünyesinde. Günümüzde bizim bile fark edemediğimiz kadar köklü bir ulussa bir de, fark edenlerin yok etmek için kuyruk olduğu bir konudur bu. Geçmişte hacı-hocayla denediler olmadı. Tarihçi diye nitelendirdikleriyle denediler olmadı. Şimdi bunu kendini aydın kesim diye tanıtan sanatçılarla deniyorlar. Hepsi dış güçlerin uşağı Şeyh Saidçilerin devamıdır. Gözü açık olmalıyız, bizim için uçuruma kırmızı halı sermiş olabilirler ama bu durum bizim düşmemizi gerektirmez.
Savaşların boy gösterdiği coğrafyamızda, silahların fırça darbesi gibi dokunduğu hayatımızda dilimiz yok olmak üzereydi. Bunun üzerine Atatürk’ün önderliğinde 1 Kasım 1928’de Türk abecesinin kabulü ve harf inkılabı resmi olarak kabul edildi. Ardından geçmişe gömdüğümüz hazinemiz dilimizi, günümüz şartlarında gün yüzüne çıkarmak ve köklü zenginliğinin farkında olmak adına 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti yani günümüzdeki adıyla TDK kuruldu. TDK’nın kuruluş amacını çok fazla açıp uzatmayacağım ama kısaca hatırlatmak gerekirse sizlerin de çok iyi bildiği gibi Türkçemizi yabancı sözcüklerin buyrunduruğundan arındırmak, diğer dünya dilleri arasındaki saygınlığını arttırmak ya da zengin Türkçemizi daha da geliştirmek, öz dilimize geri dönmemizi sağlamak olduğunu biliyoruz. Bu konumuzdaki diğer bir maddemiz de 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen soyadı kanunudur. O döneme kadar insanlar lakaplarıyla tanınıyordu. Fakat bunun resmiyette bir yeri yoktu. Bazı kesimlerin koydukları gülünç, kırıcı lakaplar da insanları irrite ediyordu. Soyadı kanunuyla bunun önüne geçildi. Bu kanunla bütün vatandaşlarımıza argo ve kırıcı olmayan Türkçe soyadı zorunlu kılındı. Bu da Türk dili açısından atılan en büyük adımlardan biriydi. Hem Türkçe sözcüklerin kullanımı yaygınlaşmış oldu hem de kimlik bilincimizi soyadımız olan benliğimizde yani içimizde hissetmeye başladık.
Türk dilinin yaygınlaşması için bir de geometri kitabı yazdı Atatürk. Kuşkusuz tarih bilgisi gibi geometri bilgisi de yadsınamaz ölçüdeydi. Bugün kullandığımız geometri terimlerinin birçoğunun Türkçe isimlendirmesini Atatürk’ün yaptığını biliyor muydunuz? Dilimiz, kullandığımız abece Türkçeydi. Fakat matematik-geometri gibi terimsel derslere hala Arapça egemendi. Günümüzde bizim Türk insanımızı bilimden uzak tutmak için yapılan bir tuzak var sayısal dersler zor tuzağı. Başka tabirle toplumda zor algısı egemen olsun da Türklerden bilim adamı çıkmasın tuzağı. Gerçi kendi tarihimizi bile tam bilmiyoruz ama hepimiz sözelci olmuş çıkmışız. Sözüm gençlere; Sınavdan önce ezberleyelim gerisi önemli değil zaten(!).. Halbuki okul bir şeyleri zorla ezberletip sınavla test eden bir kurum değildir özünde. Tarihi neden öğrenmeliyiz kendi geçmişimizi bilip dostlarımızı düşmanlarımızı tanımak için. Başka ülkeler çocuklarını, bu sizin düşmanınız bu sizin dostunuz diye yetiştiriyorlar. Bizse aman evladım hümanist ol, diye. Yok öyle. İnsan düşmanını dostunu ayırt edebilecek kabiliyette olmalı. Sonra gelen eziyor giden eziyor. Coğrafya neden var? Yaşadığımız coğrafyada ne yetişir neyden gelir sağlanır ya da olası savaşlarda nasıl üstünlük kazanılır öğrenmemiz için aç kalmamamız, ölmememiz için yani tamamen ulusumuz ve devletimiz için. Fizik neden var? Basit tabirle evinizdeki iki kablo bozulduğunda bozuk kablolara öylece bakmayın diye. Ya da kimya? Günümüzde Aziz Sancar Nobel Kimya ödülü sahibi bilim insanımız. DNA’ların nasıl onarıldığı ile ilgili çalışması bütün insanlığa ışık tuttu. Yani bütün derslerin bir anlamı var. Hayatımız sınav üzerine kurulu değil. Ne yazık ki bu yanlış zihniyetin sahibiyiz hepimiz. Ama bu derslerin amacı ulusumuzun ve devletimizin devamlılığını sağlayabilmek aslında. Belki de öğretme şeklimiz yanlış fakat kendimiz için geleceğimiz için bunların bilincinde olarak öğrenmeliyiz. Robot gibi komutlar verip kendimize, ezberle iş bitsin unut kafasından çıkmalıyız.

Açı, üçgen, yatay, dikey gibi Atamızın geometri için çevirdiği Türkçe kelimeleri düşünüyordum aslında. Yukarıdaki paragraf döküldü kalemimden. Konumuz Türk dili kavramıydı. Bu konuda bir de Atamızın savunduğu Güneş Dil Teorisi var ama bir kaç kelimeyle özetlenemeyecek kadar derin bir konu. Belki onu da ilerleyen zamanlarda konuşuruz.
Özünüzden ayrılmayın. Sevgiyle kalın...