Selda Gürsu

Bulimia Nevroza

Selda Gürsu

gursu.selda21@gmail.com

Bu haftaki satırlarımda, Yunancada “öküz açlığı” şeklinde ibare edilen ve ciddi bir yeme bozukluğu olan Bulimia Nevroza’ya yer vereceğim. Bulimia, birbirini çokça kez tekrarlayan, adeta tıkınırcasına, zamansız gelen yeme nöbetleridir. Birey, bu nöbet sırasında çoğu zaman iradesini kaybeder ve kilo denetimini sağlayabilmek adına yediklerini kendini kusturarak çıkarır ya da laksatif, diüretik kullanmak gibi yollara başvurur. Yine kilo denetimini sağlamak amacıyla ağır ve uzun egzersizler, diyetler yapar zira buna aniden gelen nöbetler eşlik edince, bu yaptıkları bedenini yıpratmaktan başka bir işe yaramaz.
Yapılan araştırmalar Bulimia Nevroza hastalarının yüzde 50’den yüzde 80’e kadar genetik yatkınlığı olduğunu ispatlamıştır. Bunların yanı sıra, Psiko-sosyal ve çevresel etmenlerin de bu hastalığı yaşayan kişilerde önemli rol oynadığı tespit edilmiş, dolayısıyla hastalığın çok faktörlü olduğuna erişilmiştir. Yeme bozukluğu yaşayan kişilerde, ailedeki ruhsal bozukluklar, ailenin yaşam tarzı, cinsiyet, yaş, cinsel eğilim, sosyo-ekonomik sınıf vs. gibi risk faktörleri bulunmakta ve bu bahsi geçenler nörolojik gelişimde önem arz etmekte. Günümüzde zayıf insanların daha çekici oluşu atfedilmekte, zayıf bedene sahip sanatçı veyahut sporcular, sosyal medya ile tabiri caiz ise ergenlere rol model olarak zayıflama baskısına ve yeme bozukluğuna zemin hazırlarlar.
Yeme bozukluğunun doğmasında hiçbir faktör tek başına yeterli değildir. Bu faktörler arasında en sık tanımlananları şunlardır: aile içi uyumsuzluk, menstrüasyon döneminden iğrenme, yapılan başarısız diyet deneyimleri, ailede obezite varlığı ve obez ergenlik, eleştirilere hassasiyet...  Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak; mükemmeliyetçi bir yapı ve birbirine tamamen zıt düşen yeme nöbetleri söz konusu. Birey, mükemmele erişebilmek için diyet ve ziyadesiyle spor yapması gerektiğinin farkında. Bu yüzden genellikle sıkı diyetler ve yorucu idmanları tercih ediyor. Ardından gelen zamansız nöbetler karşısında iradesini yitirip adeta tıkınırcasına yiyor, yiyor ve yiyor... Yeme işlemi, yani nöbet bittikten sonra yaptıklarının farkına varmasıyla beraber rehavete kapılıp kilo almamak, bedeninin güzel görüntüsünü korumak adına ya kendi kendini kusturuyor ya da farklı sağlıksız yollara başvuruyor. Bir yandan tutulamayan irade, öte yandan kararlılık ve mükemmeliyetçilik bireye hem psikolojik açıdan, hem de beden sağlığı açısından zarar veriyor. Bulimia hastalarına, ruhsal durum muayenesi ve hayat öyküsü dinlendikten sonra tanı koymak zor değildir ve bu hastalıkla eş tanılı rahatsızlıklara muayene yoluyla ulaşabilmek mümkündür. Narsisistik, histriyonik gibi kişilik bozuklukları, anksiyete, duygu durum,  obsesif-kompulsif bozukluklar bulimia ile görülebilme ihtimali olan diğer psikiyatrik rahatsızlıklardır.
Yeme bozukluğundan müzdarip hastaların başında tedavi sürecini takip edecek aile hekimi, psikiyatr ve beslenme uzmanı mutlaka bulunmalıdır. Aile hekimi, hastanın tedavisini, vücut ağırlığını ve beslenmesini izlemeli, tıbbi komplikasyonları takip etmelidir. Psikiyatrdan, aile terapisi, davranış üzerine terapi, hastalıkla baş etme yöntemleri açısından destek alınabilir. Beslenme uzmanı ise, hedeflenen kiloya sağlıklı bir şekilde ulaşılması için listeler hazırlamalı ve hastayla yakından ilgilenmelidir.
 Tabii bunların yanı sıra aile ve arkadaş ortamının verdiği enerji ne kadar pozitif olursa, hasta için bu durum daha az yadsınır ve tedavi o kadar başarılı olur.
Sağlıcakla, ümitle kalın...