Dr. Özlem Önen

Çalışan Anne ve Çocuk

Dr. Özlem Önen

drozlemonen@gmail.com

Evin en küçük bireyi anne babanın hayatına ilk kez dâhil olduğunda çok farklı duygular bir arada yaşanır. Sevgi, koruma, bu küçük güzel varlığın artık o ailenin bir parçası oluşuna duyulan şaşkınlık ve tanımlaması bazen çok zor bir sürü duygu. Emzirmenin başlaması ile birlikte anne ve bebek arasında bambaşka bir şey daha gelişmeye başlar: “Bağlanma”.

Sağlıklı kimlik gelişiminin ve hayata atılan pek çok adımın şekillendiricisi olan bağlanma ile ilgili süreç sabit bir bakım veren olan annenin ruhsal yapısı, sıcak, besleyici, tutarlı olması, yatıştırma yeteneği ve kapsayıcılık kapasitesi gibi pek çok faktörden etkilenir. Tüm bu faktörlerin yeterince iyi annelik süreçleri ile sağlanmaya çalışıldığını düşünelim; çünkü hepimizin kendimize özgü kısıtlılıkları ve yapabilir olamadığımız alanlar mükemmellik denilen şeyin mümkün olmadığını bize gösterir. “Yeterince iyi anne olmak”, yapabileceğimizin en iyisi ve en mümkün olanıdır aslında. Tüm bu şartlar altında bile bir gün anne çocuk arasında gelişen bu kutsal evrende bir alarm zili çalmaya başlar; bu da genellikle şu kelimelerle telaffuz edilir: “Eyvah doğum iznim bitti !!!”

Gelişmiş ülkelerin bazılarında annelerin bu konuda oldukça avantajlı olduğunu görmekteyiz.  Kanada, Danimarka, İngiltere gibi ücretli doğum izninin 1 yılı bulduğu olumlu örnekler mevcut. Bizim ülkemizde ise doğum izninin doğum şekline bağlı olarak doğum öncesi 8 hafta, doğum sonrası 8 hafta ve toplamda 16 hafta olduğunu ve genellikle ücretsiz izinler ya da raporlar ile bu sürenin artırılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Bu durum ise suçluluk duyguları ve kaygılar ile birlikte bir annenin işe yeniden başlama sürecini sancılı yaşamasına yol açmakta.

Doğum sonrasında annenin duygu durumu önemli değişimlerden geçmekte, annelik rolünün ön planda olması ile birlikte eş ve iş kadını rolü bir süre daha ihmal edilen konumda kalabilmektedir.  Annenin hayata dair diğer rollerine yeniden uyum sağlamasında babanın anneyi destekleyici bir tutum içerisinde olması ve özellikle annenin yeniden iş hayatına döndüğü günlerde suçlayıcı kelimelerden kaçınması, genellikle yetersizlik duygularını yoğun yaşayan anne için önemli olacaktır.

0-2 yaş çocuk için uygun bir bakıcı arayışı, 2,5-3 yaş bazen de mecbur kalınan durumlarda daha küçük ay grupları için uygun bir kreşin bulunmasının ardından anneler çalışma hayatına başlarlar. Başlangıç zor olsa da zamanla taşlar yerine oturur ve çalıştığı işten keyif alan anne yorgun ama çalıştığı için doyum almış, kendine güvenli ve iyi hissederek evine döner. Çocuk ise uygun ayrılık biçimini yaşamak koşulu ile belki de daha özgüveni yüksek bir birey olma yolunda ilk deneyimini yaşamaya başlamış olur. Aslında tüm gün evde olan ama mutsuz hisseden bir annenin, çalışan bir anneye göre çocuklara ayırdığı zamanın kalitesinin düşük olduğunu sık duyarız; çünkü sürekli ev işleriyle meşgul olmak oldukça yorucu ve neredeyse çocuğa zaman ayırmayı önleyen bir yaşam biçimine dönüşebilir.

Çalışan anne olmak, zamanı daha iyi planlama kaygısını beraberinde getirmekte ve annenin iş dışında kalan zamanları daha iyi programlayıp çocuklarla kaliteli zaman geçirmesini sağlamaktadır.  Birlikte geçirilen zamanın süresinden çok o zamanın nasıl geçirildiği ve bu sürede anne çocuk ilişkisinden alınan doyuma dair anneden çocuğa ulaşan mesajlar önemlidir. “Seninle birlikte geçirdiğimiz zamandan keyif alıyorum” duygusunun kaliteli zaman içerisinde çocuğa sözlü olmayan mesajlarla dahi aktarılması, “ben değerliyim” duygusunu da çocuğa hissettirecektir. Mesleki yaşantısında doyum alan bir anne, çalışmayan ama depresif olan ya da çalıştığı iş yeri ve koşullarından memnun olmayan bir anneden daha kaliteli zaman ayırabilir çocuğuna.  Annenin zamanı programlama biçimini ve bunu çocukla ilişkisinde nasıl planladığını izleyen çocuklar da zamanı iyi kullanmayı ve sınırlara uymayı öğrenirler. Ayrıca, çalışmanın verdiği suçluluk duygusu ile çocuğun tüm isteklerini yerine getirme eğiliminde olmaktan da kaçınmak gerekir.  

Tabii ki çalışmayan tüm anneler depresif değildir, zamanı efektif planlayabilen ve kaliteli zamanı ev işleri içerisinde çocuğa aksettirebilen pek çok becerikli annenin olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde çalışma koşulları bir anne için zorlayıcı ve anneyi deprese edici ise bu anneler için de çalışma koşullarının sonlandırılması ya da (mümkün ise) değiştirilmesi daha uygun çözümler olabilir.

Kaçınılması gereken durumlar ise; çocuğun, hafta içi bakım veren kişi ya da büyükanne- büyükbaba evinde ikamet ederken, sadece hafta sonları anne baba yanına gelmesi; çocuğa bakım veren kişinin büyük ablası gibi aslında tam anlamıyla yeterli olamayacak bir büyük kardeş olması -ki bu durumun olası bir kaza halinde büyük kardeş için de oldukça riskli olduğu unutulmamalıdır- ve okul öncesi eğitim kurumunun niteliklerinin çocuk için uygun olmaması halidir.

Süper anneler olmaya çalışıyoruz; hem işe, hem eve, hem çocuklara yeterken, bir yandan da kendi hobilerimize zaman ayırmaya çalışmak, süper anne olmaktan başka ne olabilir ki. “Çocuk da yaparım kariyer de” tabiri oldukça romantik kalıyor bu koşullar göz önüne alındığında, üstelik de gelişmiş ülkelerde annelerin bebeklerine ayırması gereken zamana verilen önemi gördükçe imrenme duygumuz daha bir içtenleşiyor. Belki de gelişmiş ülke olmak anne-çocuk ilişkisine verilen zamana gösterilen özenle ölçülmeli, ne dersiniz.

Sevgiyle kalın.