Sıla Arsel

Daha İyi Bir Geleceğe

Sıla Arsel

sila.arsel.96@hotmail.com

Bazen salıncakta sallanmak, bazen kumdan kale yapmak içimizde barındırdığımız tüm saf duygularla çocuk olmak.. Küçük hayaller, büyük umutlar.. Bir kağıda sımsıcacık bir ev çizip onu ısıtan güneşi de beraberinde resmetmek. Bir dağ ve dağdan uzanan bir dere. Keşke bu kadar basit olsa hayat. Bu kadar küçük olsa dertler. Aslında tam da bu kadar basit bir başlangıç yapmak, çocuk cesareti ve umudu gerek bazen. Onlar, en büyük mutluluk kaynağı, ilk... Ya sonra? Sonra ise geleceğimiz, Türkiye’mizin geleceği. Bu geleceğin, geleceğimizin çocuklarımızın gözlerindeki sevgi ışığı kadar parlak olmasını istemez miyiz? Ben isterim... Onların geleceğini kuran sizlersiniz. Sen ANNEsin, sen BABAsın! Bu geleceğin daha iyisi için elinden geleni yapmaya var mısın? Şimdi sizin için, bizim için basit görünen ama çok önemli bir konuya değineceğim. Birlikte düşleyelim, onların küçücük kalplerindeki derinden atan tınılarını...
Ebeveyn olarak çocuklarımızın alması gereken ilgi ve eğitimi gerçekten onlara sunabiliyor muyuz? Kimsenin anne ve babalığını sorgulayacak değilim elbette. Şüphesiz her birimiz, çocuklarımızı canımızdan çok seviyoruz. Onlar için çoğu zaman kendi haklarımızdan feragat edip elimizden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyoruz, öyle değil mi? Evet anne-baba olmak bunu gerektirir çünkü. Ama ya, olanaklarımız çerçevesinde sunduğumuzdan daha iyi bir alternatif varsa? Unutmayın ki bir bireyin zeka gelişimini sadece genler belirlemiyor. Sizlerin çocuklarımıza ilgisi, buradaki en önemli faktör, diyebilirim. Çocuğumuzun daha akıllı olmasını; vatanımıza, milletimize, devletimize ve kendisine bir birey olarak daha fazla katkı sağlamasını istemez miyiz? Elbette isteriz, çünkü biz anne babayız. İşte bu nedenle demiş Atalarımız, ilk eğitim ailede başlar diye. Çocuklarımızın, (verdiğimizi) alma yaşının en çok 0-6 yaş arasında gerçekleştiğini biliyoruz, değil mi? O zaman çocuklarımızın eline teknolojik alet verip onları oyaladığımız her saniyenin ne kadar hayati önem taşıdığını belirtmek isterim.
Duygusal zekası gelişmiş bireyleri diğer bireylere göre değerlendirdiğimizde, daha iyi empati kurarlar, sorumluluk duyguları daha çok gelişmiştir, motivasyonları her zaman diridir, çözüm odaklıdırlar, nerede ve ne zaman konuşması gerektiğini gayet iyi bilirler. Görsel zekası gelişmiş bireylerin de yön duyguları gelişmiştir, üç boyutlu algılar ve düşünürler, yaşadıkları anları zihinlerinde kolayca şekillendirip bu bilgilerin kalıcı belleklerinde yer edinmesini sağlarlar. İşitsel zekaya sahip bireyler, işittikleri ses beraberinde yorumlama ve algılama yetenekleri gelişmiş kişilerdir. Aynı ortamda bulunan birden fazla kişinin birden fazla görüşlerini birbirine karıştırmadan ayrı ayrı algılama yeteneklerine sahiptirler. Onlar konuşma becerileri gelişmiş sosyal kişilikli bireylerdir.
Neden bu anlattığımız üç zeka türü çocuğunuzda gelişmiş olmasın? Elbette her birimiz isteriz, çocuğumuzun yaşamsal faaliyetlerini daha hızlı ve başarılı bir şekilde geliştirebilmesini. Peki bu kadar çok işlev nasıl gelişebilir ki, diye düşünmüş olabilirsiniz. Hepsi ayrı ve bambaşka bir işlev neticede. Evet, öyle gerçekten. Fakat onlara bir enstrüman alıp onları bu çalgıyı çalmaya teşvik edersek beynin sağ ve sol bölgelerinin aynı anda aktif hale geleceğini ve bu yukarıda anlattığımız zeka türlerinin bulundukları bölgelerin çok daha fazlasının aktif hale geleceğini söylesem sizlere? Hem öğrenelim hem eğlenelim. Sizce de daha eğlenceli bir eğitim daha verimli olmaz mı? Enstrüman çalmak, hele ki beyin gelişimin en hızlı olduğu ilk 6 yaşlık evresinde çok önemlidir. Genellikle de ilk 6 yaş çocuklarının gelişmemiş motor kaslarından ötürü, piyano ya da bateri çalması, daha sonraki yaşlarda da keman ya da piyano çalması tavsiye edilir. Erken yaşta müzik eğitimi çocukta; duygusal, görsel, işitsel ve motor kortekslerin aynı anda senkronize bir şekilde çalışmasını, analitik düşünce ve yeteneğinin gelişmesini sağlarken bunların dışında odaklanma, duyu kontrolü gibi işlevlerin de gelişmesine katkı sağlamaktadır. Nörobilimcilerin gözlemleri doğrultusunda enstrüman çalan bireylerin beyinlerinin hemen hemen bütün bölgelerinin aynı anda aktif hale geldiği görülmüştür. Siz de istemez misiniz, çocuğunuza bu şekilde katkı sağlamayı ve onun dünyasını en iyi şekilde kurmayı? Anne-babalar çocuklarına zor olan ilk adımı attırır. Daha sonrası kolaydır zaten. Evet, analitik düşünce yeteneği gelişmiş itibarı yüksek bir birey yetiştirmek tamamen siz ebeveynlerin elinde.1995 yılında, yaptığı bir deney sonucu; “Müzik de tıpkı matematik ya da satranç gibi yüksek beyin fonksiyonları gerektiren bir uğraş” demiş, Araştırmacı Rauscher.*
Sadece çocuklar için yazmadım bu son paragrafımı elbette ki her yaşta enstruman çalınmalıdır düşüncesindeyim. Bir müzik aleti beyin-beden arasındaki bağlantıyı kuran ev verimli araçtır. Enstrüman çalan kişinin bağışıklık sistemi daha güçlüdür. Günümüz hastalığı; depresyon, stres, anksiyete gibi duygu durum bozuklukları diğer bireylere oranla daha az gözlemlenmiştir. Kalp-damar sistemi daha sağlıklıdır. İleri yaşlarda gelişen işitme kaybına dirençleri artmış bireylerdir. Müzik onarıcıdır. Ruhun gıdasıdır. Enstrüman çalabiliyor olmak ise daha fazlasıdır...
Ama en özeli ise aileniz, sizi siz yapan değerler. Çocuklarınız ya da bir başka değişle tatlı sorumluluklarınız, sonsuz gerçekleriniz. Manevi sevginizi sunun onlara, maddesel değil vicdan sahibi olarak yaşamayı öğrensinler, en büyük servet bu. Sorumluluk sahibi olmayı öğretin. Eğitin, eğlendirin. Bir daha o yaşa gelmeyecekler. Sizin göreviniz hemen şimdi! Yarınlara bırakırsak, derin sularda boğulur yaşama yenik düşerler. Evet, yine mutlu görünürler, çünkü biz millet olarak tiyatro oynamayı severiz. Fakat inanın, bu durum her geçen gün ruh sağlığınızı bozar. Yavaş yavaş, adım adım. İşin üzücü tarafı bundan haberiniz dahi olmaz çoğu zaman. Kim der ki, ben hasta bir bireyim, diye? Kimse... Kimse kabul etmek istemez çünkü bu durumu. Yarınların umutları, yeşeren ağaçları sizin ona ne kadar sevgi ve emek verdiğinize bağlı. Tohumu diken sizsiniz o ağaç kendi kendine büyümez. Onu sevin, ona yaşam ihtiyacı olan besinlerini verin. Geleceğinizi sevin. Sevgiyle kalın.
*: Kastamonu Eğitim Dergisi, Eylül 2013 Cilt:21 No:3.