Çağdaş Cantürk

Dönüşüm

Çağdaş Cantürk

canturkcagdas@gmail.com

Bir ağacı kesmek anlık bir hadiseyken, bir tohumun filizlenip bir fidan olması ve yılları arkasına alıp gölgesini insanlara sunan bir ağaç olması bir süreçtir. Bebek doğar, ama büyümesi zaman alır. Saçı kesmek bir makasın iki demiri birbirine dokununcaya kadarken, saçın uzaması zaman ister, uzunca bir süreçtir saçı kesmekle kıyaslandığında.

Güneşin doğuvermesine karşılık, gündüz uzun sürer. Ama güneş batarken gökyüzünün aydınlıktan karanlığa geçişi bir ‘dönüşümdür’. Bir lambanın düğmesini birden sıfıra çevirmek gibi değil. Güneş batmak isterken mavi olan gökyüzü, batmaya başladıkça koyultur renklerini. Önce güneşin sarısıyla harmanlar mavilerini, turuncudan kırmızıya renk geçişleri sağlar, kırmızısını koyultur. Ne zaman ki zifiri karanlık olur gökyüzü, o vakit tamamlar günlük günü batırma ritüelini, dönüşümünü.

Dönüşüm birden oluvermez. Yavaştır bazen, o kadar yavaştır ki hissettirmez. Kapının arkasına çizik atmadıkça anlayamazsın ya boyunun uzadığını, tıpkı çocuk gibi, dönüştüğünü göremezsin. O kadar yavaş olmuştur ki, her anına şahit olmuş ve neye dönüştüğünü fark edememişsindir. Doğumu ile başlayan ve yetişkinliğe geldiğinde, farkındalık ile devam eden sonsuz bir dönüşümün içindedir insan. Doğruyu, güzeli görebildikçe iyi insana dönüşen fakat yanlışı, çirkini gördükçe kötü insana dönüşen bir dönüşümün içinde. Mevcut karakterini etkileyen sayısız etkileşimin içindedir ve bu, insanların birbirinden farklı olmasını sağlayandır. Birinin dönüşümü şehirde başlamıştır, o kalabalık, tempolu, pek sosyal hayata alışmıştır. Yamaçtan onun için yuvarlanılması gereken, bastığında kokusu burnuna gelen çimlerle kaplı bir oyun alanı değil, ‘aman, böcek vardır şimdi orada’ dediği bir alandır. Bir başkası doğanın içinde, belki bir köyde başlamıştır dönüşümüne. Hayvanlar onun sadece dostu değil, iş arkadaşıdır ve hayvanlara alışmıştır, domatesini hiç pazardan almamıştır. Şehir hayatı ona göre değildir, adapte olamaz.

Peki ya dönüşümünden haberdar olmadığımız olaylar? Düşünün ki çığ altında kalmış, gücü toprağa bağlı kalmasına yetmemiş ve devrilmiş bir ağaç var. Mevsimler boyu devrildiği yerde duruyor. Bizler öylece durduğunu düşünürken, o devrilen ağaç içten içe birçok böceğe, kurda bakteriye yiyecek oluyor. Biz onu değişmez bir ağaç gibi görüyorken, aslında içten içe bir dönüşümün içinde. Tıpkı orada devrik olarak gördüğümüz ama içinde çokça hikayelere ev sahibi olan tomruk gibi, uçsuz bucaksız evrendeki bir gezegende, dünyada gerçekleşen bir ‘dönüşüm’ belki küçük ve hissedilemeyecek kadar önemsiz bir hadise. Fakat bizler kendi iç dünyamızda yaşadığımız his değişimlerini en uçlarda yaşıyoruz. Bahçedeki herhangi bir karınca yuvası etrafında koşturan karıncaların her biri ötekinin aynısıymış gibi hissettiriyorken, bizim karıncadan ayrıldığımız nokta ile milyarlarca insan arasından ‘senin’, yüz milyonlarca yıldız arasından dünyanın ayrıldığı noktadan ne kadar farklı?

Düşünüyorum ki, kıymetli olan dönüşümü tamamlamak değil. Kıymetli olan, dönüşüm sürecinin ne denli pozitif ve faydalı geçiyor olması. Tam da bu noktada, bu köşede yazma isteği belirdi benim dönüşümümde. Aktarım içerisinde olmadan geçen zamanın kötü hissettirdiği bir gerçek. Asıl olan paylaşım içinde olmak.

Tekdüze dünyanın monoton günlerinden birinde, kalabalık dünyamızın bir bireyi olarak cumartesi günleri buradan sizler için yazıyor olacağım. Süregelen bir dönüşüm içinde olan hayatlarınızın bir bölümünde dahi olsa benden bir iz taşıyor olabilme ihtimali bile benim dönüşüm içinde olan hayatıma bir motivasyon ve şevk katıyor. Paylaşmak, sizlere aktarmak istediğim bazı fikirlerim, bildiklerim, gördüklerim var. Dilim döndükçe ve kalemi tutabildikçe, yazdıklarım yani düşünüp kağıda dökebildiklerim tek bir kişiye ulaşabildikçe burada yazmak için aynı hevesi taşıyacağım.