Düzgün Yalçınkaya

Emek Sermaye ve Sosyal Politika

Düzgün Yalçınkaya

dzgn.ylcnky@gmail.com

Dünyada herkese yetecek kadar kaynak bulunmasına rağmen gelir eşitsizliği tarihte hiç olmadığı kadar fazla. Haftalarca sözünü ettiğimiz endüstri 4.0, yapay zeka, bulut sistemi, nanoteknoloji, Suriye deki savaşı bitiremiyor, dünyada açlık çeken insanların açlığını gideremiyor, gini katsayısı dediğimiz zengin ile fakir arasındaki farkı azaltmıyor. Dünyada 1980 yılından sonra sermayedarların karlarını her geçen yıl arttırdıkları, bunun karşısında emeğe ödedikleri oranın her geçen yıl azaldığı görülüyor. Bunu biraz daha açık söylemek gerekirse, sermaye elindekini paylaşmaya yanaşmıyor. Bir çalışan düşünün aylık bin 603 lira geliri olsun, asgari ücretimiz olan rakamı verdik. Bir işçinin bin 603 lira gelir aldığı firmadan 4 bin liraya beyaz eşya aldığını düşünelim, aylık 600 lira taksitleri için ödeyecek. Farklı herhangi bir ödemesi olmadığı düşünüldüğünde bile harcanacak geliri bin liraya düşecek. Kapitalist sistemde, sürekli ekonomik kriz meydana gelmesinin temel sebebi bu. Emek o kadar çok borçlanıyor ki harcayacak parası kalmıyor. O zaman daha fazla çalışmaya başlıyor. Günde 8 saat çalışılırken, (3 vardiya çalışılacağı düşünülürse, bir günde bir iş için 3 çalışana ihtiyaç var.) çalışma saatini 8 saatten 12 saate çıkaracak, aynı iş için sermaye 2 çalışana ihtiyaç duyacaktır. Bir kişi işsiz kalınca daha ucuz ücrete daha fazla çalışmayı kabul edecek, böylece kısa vadede cebini dolduran sermaye, uzun vadede üretilen ürünlerini tüketecek kişileri bulmakta zorlanacaktır. Üretimi azaltması gerekiyor, çünkü elinde kalan ürünleri alacak birilerini bulamıyor. Çalışanlarını işten çıkardıkça piyasada tüketim talebi azalacak, üretimin anlamı kalmayacak ve bu bulunduğu toplumu ekonomik krize götürecek. Yani ekonomik krizlerin temel sebebi sermaye sınıfının paylaşmama arzusudur. Sermaye isterse paylaştırır, isterse ürettirir, isterse savaştırır, isterse istediği kararı aldırtır. Hem de bunları yaparken demokrasi aracılığı ile yapar. Örneğin kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkını ele alalım. Dünya da kadınlara seçme ve seçilme hakkı acaba gerçekten değişen dünya düzeninde kadının menfaati düşünülerek verilen bir hak mı, yoksa yeni üretim tekniklerinin geliştirilmesi ile iş gücü piyasasında ihtiyaç duyulan iş gücü talebinin karşılanması için kadınları işgücüne dahil ederken kendini iyi hissetmesi için, aynı işi yaptığı erkek ile aynı haklara sahip olması için verilen bir hak mı? Kararı siz verin. Benim için en acı olan bu kararları bile erkeklerin almasıydı. Madem seçimlerde karar verici bizleriz, neden kurallar sermaye sınıfının istekleri doğrultusunda gerçekleşiyor? Bana dükkan sahibi olan birinin değil de kiracısının stopaj ödemesinin gerekçesini söyleyebilecek birisi çıkar mı? Ya da bunun mantıklı bir yol olduğunu anlatabilecek? Toplumun yüzde 10’luk kesimi nasıl oluyor da demokratik bir ortamda %90 a üstü kapalı hükmedebiliyor? Meclise dükkan sahiplerini değil de kiracıları gönderdiğimiz gün bu durum değişecektir. Üreten emek, tüketen emek, savaşan emek ama kazanan sermaye? Soru sormaktan değil, cevap alamamaktan korkun. Makro ölçekte sermaye ve emek arasındaki ilişkiyi, alınan kararlar ve uygulamaları neticesinde irdelemeye çalıştım.

İyi haftalar.

Bilgiyle kalın.