Düzgün Yalçınkaya

Faizler Neden Düşmüyor?

Düzgün Yalçınkaya

dzgn.ylcnky@gmail.com

Selamlar sevgili İLKSES okurları, faiz ile ilgili bir yazı kaleme almayı planlıyordum uzun zamandır. Ülkemizde her alanda uzman olan herkes gibi benim de iddialı olmam dolayısıyla  önem verdiğim, bilinçli her vatandaş gibi düşmesini istediğim (ya da belirli bir seviyenin altına gerilemesi diyelim) bir liberal ekonomi oyunu olan faiz ile ilgili yazdım bu hafta.

Şöyle ki daha çok zenginlerin cebindeki paranın risk olmadan değer kazanma olayıdır faiz. Paraya ihtiyacı olanların daha fazla alt gelir grubundan olan insanlar olduğu göz önünde bulundurulacak olursa ya da devlet borçlanmasının geri dönüşünün dolaylı vergilere yansıtılarak alt gelir grubundan üst gelir grubuna transferi eylemi olarak da adlandırabiliriz.

Şimdi gelelim biz bu faizlerden neden bu kadar şikayet ediyoruz? Faizlerin yüksek olduğu toplumlarda girişimciler paradan para kazanma yoluna giderler. Girişimcilik yaparak paralarını riske atmak istemezler. Örneğin X ülkesinde faizler yüzde 15 olsun. Bir girişimci girişimde bulunacaksa, yüzde 15’ten daha fazla kazanması gerekir. Sebebi risksiz yüzde 15 getiri garanti altında. Risk alacaksa daha fazla kazanmalı.  Tam rekabet koşullarında sermayeyi riske atmak akıllıca bir yaklaşım olmayacaktır. Gelişmiş ülkelerde yüzde 2 – yüzde 3 olan faizler bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10 - 15 seviyelerinde. Bunun en temel sebebi tüketimde dışa bağımlılığımız, sermaye birikim paradigması geliştirememiş olmamız ve tabi ki dış açıktan dolayı ihtiyaç duyduğumuz döviz girdisi. Amerikalı bir broker olduğunuzu varsayın ve 1 milyar dolarınız var. ABD bankalarında paranızı değerlendirirseniz  paranız maksimum yüzde 3 değer kazanacakken enflasyondan da minimum yüzde 1 - 2 etkilenecek. Gelişmekte olan bir piyasada enflasyondan etkilenmeden yüzde 15 oranında değer kazanacak ayrıca arz talep ilişkisinden kaynaklı ciddi oranda arbitraj geliri elde ederek ülkesine sıcak para taşırken, bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri fakirleştirecek.

Peki faizleri aşağıya nasıl çekeriz? Bunun için izlenmesi gereken yollar var elbette. Piyasalar riskleri sevmez, riskler azalırsa uluslar arası düzeyde kredi notumuz artar, kredi notumuz artarsa yatırımcılar ülkemize  daha fazla döviz getirir, bu da arz talep ilişkisinden paramıza değer kazandırır. Paramız değer kazanırsa enflasyon düşer , bu da en nihayetinde faizlere olumlu yansır ve faizleri belirli bir oranın altına geriletir. Ekonominin bir algı olduğunu daha önceki yazılarımda da söylemiştim. Faizleri aşağıya indirebilmemiz için yollardan sadece birisiydi . Aklıma daha sağlıklı bir yol geliyor o da katma değeri yüksek ürün üretip dünyaya satmak. Döviz girdisini kalıcı olacak şekilde ülke sınırlarımız içerisinde tutmanın gerçek ve temel yolu. Bunun için de bilgiye yatırım yapılmalı, eğitimi belirli bir kalitenin üzerinde tutmalı, deyim yerindeyse bütün okullarımızı nitelikli kapsamda nitelendirebilecek donanıma getirmeliyiz. Çocuklarımızın bir an önce birbirlerini rakip olarak görmelerinin önüne geçerek,  paylaşmanın ne kadar anlamlı ve katma değerinin yüksek olduğunu öğretirsek orta ve uzun vadede getirilerini görebiliriz. Bu adımlar dolaylı yoldan faizleri aşağıya çekecek girişimlerdir. Dolaylı gibi görünen doğrudan girişimlerdir. Unutmayalım ki her şeyin başı eğitimdir.

Türkiye gibi ekonomik refahı arttıkça fiyat esnekliği 1’den büyük ürünlere olan talebin arttığı bir ülkede fındık satarak, araba kaportası yaparak, havlu-bornoz satarak dış açığı kapatamayız. (Fiyat esnekliği 1 den büyük ürünler örneğin cep telefonu, otomobil, bilgisayar.) Fındığı çikolatanın içinde değerlendirerek, kaportayı motoru bizim olan arabaya takıp satarsak katma değeri sağlamış oluruz. Enflasyonu kalıcı olarak yüzde 5’lerin altında tutmalı, dolaylı yoldan faizleri kontrol altına almalıyız. Dünyaya teknoloji satarak ülkemizde dövizi bollaştırıp ekonomimizi kırılganlıktan kurtarmalıyız.

Bilgiyle kalın.