İsmail Ferruh Destebaş

Fatih ve Fetih Dili-2 

İsmail Ferruh Destebaş

ferruhdestebas@hotmail.com

“Burada Türklerin toprağında şikayet etmemizi gerektirecek bir şey yok. Servetimiz çok büyük; elimizde bol bol altın ve gümüş bulunuyor. Ağır vergi yükü altında değiliz. Ticaret hususunda serbestiz. Dünya nimetleri sonsuz. Her şey ucuz, hepimiz barış ve özgürlük içinde yaşıyoruz. Biraderlerim kalkın, kuşaklarınızı kuşanın, var gücünüzü toplayın ve buraya gelin” diyen Yahudiler, dindaşlarına barış dilinin konuşulduğu ana kucağı sıcaklığına sahip bu kente davet ediyorlardı.
1492 yılında Gırnata’nın düşüşünün ardından Yahudiler Kastilya’dan kovuluyor ve bunu Aragon ile Portekiz’den kovulmaları izliyordu. Osmanlı İmparatorluğu ise dinleri, kökenleri, kültürleri farklı bu insanlara kapısını ve kucağını açıyordu. Çarşı ile Haliç arasında Muhteşem Süleyman tarafından çorap imalatçıları için yaptırılan Büyük Çorapçı Hanı’nın ilk katındaki küçük sinagogla caminin yakınlığı, Kuzguncuk’ta cami ve kilisenin aynı bahçeyi paylaşması gibi Müslümanlarla gayrimüslimlerin arasındaki hoşgörünün somut simgelerini oluşturan bir medeniyet arz-ı endam ediyordu. Aynı şekilde; 502’den sonra Osmanlılar, Gırnata’dan gelen Araplara da kapılarını açtığından, Katolik krallar tarafından din değiştirmek ya da göç etmek arasında tercih yapmaya zorlanan pek çok Arap, yakınlarında bulunan Arap kentleri yerine Konstantiniyye’nin şefkatli kollarına kendilerini bırakıyorlardı. Galata’da bulunan Arap Camii o zamandan kalmadır. Rumca resmi adı Konstantinopolis Nea Roma olan bu kraliçe, Arapçada Konstantiniyye, Osmanlı edebiyatı dilinde, Sultan’ın evi olmak gibi bir saadete eriştiği için Dersaadet ya da Farsça “devlet evi” anlamına gelen Asitane diye anılıyor ve Rumca şehre doğru bozma eis teen polis: İstanbul oluyordu. Fatih çok dinli çok kültürlü dil ile dünyaya model oluştururken aynı dönemde farklı düşünenler “din sapkınları” olarak hedefe konuyor, Londra ve Berlin’de canlı canlı yakılıyor, Paris’te katlediliyor, Viyana’dan kovuluyordu. Fetih’ten neredeyse 232 sene sonra 1685 yılında bile, XIV. Louis bütün Fransız Protestanları ülkeden kovuyordu. 1700 yılına kadar, İspanya kralları ve kraliçeleri önderliğindeki sadist kalabalıklar, Madrid’in Ana Meydanı’nda “din sapkınlarının” canlı canlı yakılmalarını izliyordu. Bütün bu şenaat ve denaetler işlenirken Fatih diline meftun İstanbul; hem Müslüman hem laik, hem Asyalı hem Avrupalı, hem geleneksel hem çağdaş, çok dinli çok kültürlü bir başkent olarak dünyaya fetih lisanıyla insanlığı haykırıyordu…
Araştırmacı-yazar