Veysi Aygün

Göç

Veysi Aygün

veysi.aygun12@gmail.com

Göç olgusu insanlık tarihi boyunca gündemden düşmeyip, günümüz dünyasında, gündemi meşgul eden sorunların başında gelmektedir. İşgal, çatışma, hegemonik ve barbar anlayış, toplumsal yıkıma zemin hazırlayan başlıca neden olarak gösterilebilir. Yaratılan kaosun ardından, güvenlikten yoksun kalan,  halk yığınları bu bağlamda yegâne çareyi göç etmekte bulmaktadır. Gelinen noktada, dünyanın en büyük göç dalgalanmalarının Orta Doğu bölgesinde yaşandığına tanık olmaktayız. Orta Doğu göç hareketinin en trajik insani tablosu, Filistin, Afganistan, Irak ve Suriye’de yaşandığı görülmektedir. Filistin göç hareketinin geçmişi 1. Dünya Savaşı dönemine dayanıp, günümüze kadar devam etmektedir. Yaklaşık 10- milyon Filistinli, kendi ülkesinin değişik bölgeleri ile dünyanın çeşitli ülkelerinde mülteci bir hayat sürmek zorunda bırakılmıştır. Filistin en büyük göçü, İsrail devletinin kurulma aşaması 1948 ile 1967 yılları arası ve ondan sonrası dönemlerde yaşamıştır. Afganistan 1979 yılı göç hareketliliğin gözlendiği yıldır. 1980 yılında bu göç hızlanarak, İran’ın iki milyon Afgan mülteciye kapılarını açmasına neden olmuştur. Irak savaşının başlangıcı olan 20 Mart 2003 yılında büyük göç hareketliliğinin yaşanmasına tanık olmaktayız. Zira Irak’ın 4 milyon insanı komşu ülkelere, bir milyonu da, kendi ülkesinin değişik kesimleri ile Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerine dağıldıkları gözlenmektedir. 15 Mart 2011 yılı Suriye savaşı, büyük yıkım ve kıyımın yaşandığı bu ülkelerin başında gelir. Irak’ta sükunetin nispeten sağlandığı görülse de, henüz istikrara kavuşmuş değil. Ancak bu bağlamda, Filistin, Afganistan ve Suriye’de çekişmelerin, çatışma, kargaşa ve kaotik bir ortamın hüküm sürdüğünü görebiliyoruz. Göç alan ülkelerin başında Türkiye en büyük özveride bulunmaktadır. Ancak ekonomik imkanları kısıtlı olan bu üçüncü dünya ülkelerinin demografik yapısına yansımaktadır. Bu sıkıntılı coğrafyanın mukimi Türkiye’de göç furyasından nasibini alacaktı. Türkiye 1960 yılında Avrupa ülkeleriyle yaptığı anlaşma çerçevesi işçi iş gücü etmeninde Avrupa’ya işçi göçünü gerçekleştirmiştir. Bu göç, 1960’lardan 1970’lerin ilk senelerine kadar, vasıfsız işçi ve kalifiye eleman olarak devam etmiştir. Bence bu işçi göçünün altında yatan en büyük etken 1960 askeri darbesinin dışarıdan yönlendirilen bağnaz yerli iş birlikçilerinin tutumudur. Kendi ülkesinde bulamadığı yaşam standardını ülkesinden binlerce km öteye giderek bulmaya çalışmıştır Türk insanı.  Sayıları on binleri bulan bu işçilerin, amacı biraz para biriktirip dönmeye yönelikti. Ancak ailelerini yanlarına aldıktan ve yeni bir nesle sahip olduktan sonra, kendilerine kalıcı gözle baktılar. İkinci ve üçüncü neslin katılımıyla şu anda Avrupa’daki sayıları milyonlara tekabül etmektedir. 1980 Türkiye’sine gelindiğinde, ülke yeni bir çalkantılı, sürecin eşiğine getirildi. 1960 tan 1980 ne 20 yıl geçmişti. Ve tarih tekerrür ediyordu. 1980 askeri darbesinin sosyal ve ekonomik çıkmazları yeni bir iç ve dış göçe zemin hazırladı. Bu göçe maruz kalmış on binlerce insandan sadece birisiyim. Binlerce kilometrelik yolu TIR’ın konteynerinde 17 Haziran 1994 yılında 21 erkek 4 bayan olmak üzere beş gün beş gece aldığımız yolu bire bir yaşayanlardanım. İnsanlıktan çıktığımız bu yolculuğu buraya sığdıramayacağım için, bu konuyla ilgili yazdığım göç kitabını ileriki zamanda siz sevgili ve saygıdeğer okurlarımla paylaşacağım. 1984 yılında, devlet ile PKK arasında yaşanan çatışmalar neticesi binlerce köy boşalmış ve yüz binlerce insan Türkiye’nin değişik kentlerine yerleşerek yaşamlarını idame etmeye başlamıştır. Bunun yanı sıra yüz binlerce Kürt kökenli ve etnik guruba mensup binlerce Türk vatandaşı Avrupa’ya sığınmıştır. Bütün dileğim ne ülkemizde nede dünyanın herhangi bir ülkesinde toplu göçlerin yaşanmaması.