Çağdaş Cantürk

Hazır Bilgi

Çağdaş Cantürk

canturkcagdas@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları

Girişimcilik Destekleri - 19.10.2018

Ayıplanmak - 10.10.2018

Vasıfsız İnsan Fazlalığı - 26.09.2018

Kaşla Göz Arası - 13.09.2018

Emlak Fiyatları - 05.09.2018

Doğu Seyahatim - 29.08.2018

Yaşanılmaz Yaşam Alanları - 15.08.2018

Mantıksız Dolar Yükselişi - 08.08.2018

Yaşadığın Şehirde Yaşayamaz Olmak - 01.08.2018

İnsan Nasıl Yaşar - 25.07.2018

Bu Deniz Kimin? - 04.07.2018

Herkes Kapısının Önünü Süpürürse - 27.06.2018

Seçim Gürültüsü - 13.06.2018

Bayram Sakinliği - 20.06.2018

Turizme Dair - 30.05.2018

Mezuniyet - 23.05.2018

Oksimoron - 16.05.2018

Boy Sırasını Yengeçten - 10.05.2018

Çıraklığını Yapmadığın İşin Ustası Olmak - 02.05.2018

Çocuk Olmak - 25.04.2018

Ne Yazıyorsam Hayvanseverliğimden! - 18.04.2018

Bindiğin Dalı Kesmek - 11.04.2018

Bir Zaman Dilimi Olarak Hayat - 04.04.2018

Hayatı Iskalama - 28.03.2018

Manzarayı Görmek İçin Yukarı Tırmanmak - 21.03.2018

Sosyal Medyanın Çirkin Yüzü - 14.03.2018

Ticaretten Haberler - 07.03.2018

Soy Ağaçları - 28.02.2018

Çocuk - 21.02.2018

Hop Sakız Adası - 14.02.2018

Güncelleme - 07.02.2018

Ar-Ge ve Otomobil Üzerine - 31.01.2018

Okula Mola - 24.01.2018

90’lar - 17.01.2018

Cumbalı İzmir - 11.01.2018

Trendleriyle Yeni Yıl - 03.01.2018

Karınca ve Ağustos Böceği - 27.12.2017

Algıda Açıklık - 21.12.2017

Şeker Portakalı ve Zeze - 13.12.2017

Kültür Sanat Etkinlikleri - 06.12.2017

İlk Yağmurun Telaşı - 29.11.2017

Ölü Toprağı - 22.11.2017

İstanbul İzmir Arası - 15.11.2017

Ütopyalar Güzeldir - 01.11.2017

Kahkaha - 25.10.2017

Dönüşüm - 18.10.2017

“İnsanoğlu uzun zaman boyunca ateş ile neden tanışamadı?”

Bugün anaokuluna giden çocuklara şu soru yöneltilirse verilecek cevapları tahmin edebiliyorum.

“Çünkü çakmakları yoktu, kibritleri yoktu.”

Çok çok önceleri, atalarımız diyebilirim onlara, ateşi buldular. Bu, onlara yiyeceklerini pişirme, ısınma, tehlikelerden korunma, haberleşme gibi yetileri de beraberinde kazandırdı. Ateşin keşfinden önce geçirilen süre için çok uzun zamanlardan bahsediliyor.

Kristof Kolomb’un Amerika kıtasının keşfedildiği tarih 1400’lü yılların sonuna tekabül ediyor. Öncesinde okyanus aşırı bu büyük kıtanın varlığı hakkında pek gerçekçi bilgi olmadığı düşünülüyor. Şimdi Amerika kıtası hakkında bilgi almak oldukça kolay.

Çok üşüdüm, sobayı yakacağım. Kağıdı buruşturup köşesinden ateşe veriyorum çakmakla ve altına iliştiriveriyorum çıraların, ağaçların. Artık ısınabilirim. Ateşi elde etmem birkaç saniye. Gazın, çakmak taşından çıkan kıvılcımla birleşip alev alması an meselesi. Atalar, bunu sürece şahit olana kadar kaç yıllar geçirmişler. Ama bulmuşlar, günün birinde ihtiyaçlardan doğan eksikliği gidermek için, mecbur oldukları için, bulmuşlar.

Tatil planı yapıyorum. Bilgisayarı açıp, haritadan Amerika kıtasını bulup, faremin topunu ittire ittire en ücra sokaklarını tek tek bulmam, binlerce kilometre uzaktan o kıtaya dair bütün bilgilere erişmem birkaç saniye. Kimse Kolomb’a bir bilgi vermedi orada okyanusların ötesinde, bir başka kıta olduğuna dair. Gitti, merak edip azimle yol aldı. Buldu.

Bilgiye erişmek çok zordu, bilgi belki de yoktu. Kitap yoktu, dergi yoktu, internet yoktu, telefon yoktu, bilgi yoktu. Dahası, bilgi olmadığı için, bilginin lazım olup olmadığına dair bir fikir bile yoktu. Deneye yanıla, şans eseri, araştırarak, gözlemleyerek, esinlenip uyarlayarak, düşünerek, geliştirerek ediniliyordu bilgi. Artık öyle değil. Bilgi altın bir tepsinin içinde sunuluyor. Bilgi hazır, işlenmeyi bekliyor. Hem hiç de zor değil erişimi eskisi kadar. Paylaşılıyor. Bilginin bu kadar el altında olması, hazır olması da bizi tembelleştiriyor.

Evinden işine, işinden evine her gün arabasını navigasyon ile yol tarifi alarak süren insanlar var. Yolu öğrenmeyi reddediyor, çünkü o bilgi orda hazır. Ve hazır bilgiyi kullanmayı alışkanlık edinmiş. Düşünebiliyor musunuz, bir gün olur da şarjı biterse evini bulamayabilir bu arkadaş. Her gün gidip geldiği yolu bilmiyor. Çok uzak değil, bulamadığınız bir kıyafetinizi hemen ev halkından başka birine seslenip sormuyor musunuz? Genelde cevap, ‘En son nereye koyduysan oraya bak’ minvalinde oluyordur. Hakikatten de, her zaman koyduğumuz yere bakmak yerine, kolay olanı yapıp, birine soruyoruz. Danışıyoruz. Kolayımıza geliyor çünkü alıştık. Bozulan bir şeyi tamir etmeye çalışmıyoruz, yenisini alıyoruz. Cevabını merak ettiğimiz sorular için araştırmıyoruz, hemen en yakındakine soruyoruz.

Genetik miras olarak adlandırılan, içgüdüsel bazı kazanımlarımız çok hızlı değişmekte. Avcılığa, bitkiye ve besine olan zengin genetik mirasımız hızlıca özelliğini kaybediyor. Hazır sunulan yemekleri yiyor ve suyu aramıyor artık insanlar. Hazır. Çaba azalıyor, haliyle çaba harcayarak kazanılan bilgiden alınan haz da çok az artık. Klasik tabirle, ‘zora gelemeyen’ insanlar olup çıkıyoruz. Çünkü zor olana nasıl karşı koyacağımızı unutuyoruz.

Bilginin değerini hatırladığımız, yokluğunun nasıl karanlık olduğunu tahmin edebileceğimiz ve kıymetini anımsadığımız bir gün olsun.