Çağdaş Cantürk

Hazır Bilgi

Çağdaş Cantürk

canturkcagdas@gmail.com

“İnsanoğlu uzun zaman boyunca ateş ile neden tanışamadı?”

Bugün anaokuluna giden çocuklara şu soru yöneltilirse verilecek cevapları tahmin edebiliyorum.

“Çünkü çakmakları yoktu, kibritleri yoktu.”

Çok çok önceleri, atalarımız diyebilirim onlara, ateşi buldular. Bu, onlara yiyeceklerini pişirme, ısınma, tehlikelerden korunma, haberleşme gibi yetileri de beraberinde kazandırdı. Ateşin keşfinden önce geçirilen süre için çok uzun zamanlardan bahsediliyor.

Kristof Kolomb’un Amerika kıtasının keşfedildiği tarih 1400’lü yılların sonuna tekabül ediyor. Öncesinde okyanus aşırı bu büyük kıtanın varlığı hakkında pek gerçekçi bilgi olmadığı düşünülüyor. Şimdi Amerika kıtası hakkında bilgi almak oldukça kolay.

Çok üşüdüm, sobayı yakacağım. Kağıdı buruşturup köşesinden ateşe veriyorum çakmakla ve altına iliştiriveriyorum çıraların, ağaçların. Artık ısınabilirim. Ateşi elde etmem birkaç saniye. Gazın, çakmak taşından çıkan kıvılcımla birleşip alev alması an meselesi. Atalar, bunu sürece şahit olana kadar kaç yıllar geçirmişler. Ama bulmuşlar, günün birinde ihtiyaçlardan doğan eksikliği gidermek için, mecbur oldukları için, bulmuşlar.

Tatil planı yapıyorum. Bilgisayarı açıp, haritadan Amerika kıtasını bulup, faremin topunu ittire ittire en ücra sokaklarını tek tek bulmam, binlerce kilometre uzaktan o kıtaya dair bütün bilgilere erişmem birkaç saniye. Kimse Kolomb’a bir bilgi vermedi orada okyanusların ötesinde, bir başka kıta olduğuna dair. Gitti, merak edip azimle yol aldı. Buldu.

Bilgiye erişmek çok zordu, bilgi belki de yoktu. Kitap yoktu, dergi yoktu, internet yoktu, telefon yoktu, bilgi yoktu. Dahası, bilgi olmadığı için, bilginin lazım olup olmadığına dair bir fikir bile yoktu. Deneye yanıla, şans eseri, araştırarak, gözlemleyerek, esinlenip uyarlayarak, düşünerek, geliştirerek ediniliyordu bilgi. Artık öyle değil. Bilgi altın bir tepsinin içinde sunuluyor. Bilgi hazır, işlenmeyi bekliyor. Hem hiç de zor değil erişimi eskisi kadar. Paylaşılıyor. Bilginin bu kadar el altında olması, hazır olması da bizi tembelleştiriyor.

Evinden işine, işinden evine her gün arabasını navigasyon ile yol tarifi alarak süren insanlar var. Yolu öğrenmeyi reddediyor, çünkü o bilgi orda hazır. Ve hazır bilgiyi kullanmayı alışkanlık edinmiş. Düşünebiliyor musunuz, bir gün olur da şarjı biterse evini bulamayabilir bu arkadaş. Her gün gidip geldiği yolu bilmiyor. Çok uzak değil, bulamadığınız bir kıyafetinizi hemen ev halkından başka birine seslenip sormuyor musunuz? Genelde cevap, ‘En son nereye koyduysan oraya bak’ minvalinde oluyordur. Hakikatten de, her zaman koyduğumuz yere bakmak yerine, kolay olanı yapıp, birine soruyoruz. Danışıyoruz. Kolayımıza geliyor çünkü alıştık. Bozulan bir şeyi tamir etmeye çalışmıyoruz, yenisini alıyoruz. Cevabını merak ettiğimiz sorular için araştırmıyoruz, hemen en yakındakine soruyoruz.

Genetik miras olarak adlandırılan, içgüdüsel bazı kazanımlarımız çok hızlı değişmekte. Avcılığa, bitkiye ve besine olan zengin genetik mirasımız hızlıca özelliğini kaybediyor. Hazır sunulan yemekleri yiyor ve suyu aramıyor artık insanlar. Hazır. Çaba azalıyor, haliyle çaba harcayarak kazanılan bilgiden alınan haz da çok az artık. Klasik tabirle, ‘zora gelemeyen’ insanlar olup çıkıyoruz. Çünkü zor olana nasıl karşı koyacağımızı unutuyoruz.

Bilginin değerini hatırladığımız, yokluğunun nasıl karanlık olduğunu tahmin edebileceğimiz ve kıymetini anımsadığımız bir gün olsun.