Çağdaş Cantürk

Herkes Kapısının Önünü Süpürürse

Çağdaş Cantürk

canturkcagdas@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları

Toplum, toplu yaşayan insanların ortak tepkileri, bazen pek de mantıklı çalışmaz. Doğada bulunan müthiş denge, insanlıkla beraber değişmiş olsa gerek. Toplu yaşama, ortak ve benzer tepkiler verme hayvanlarda ve bitkilerde oldukça stabil ve rastlanılan bir durum. Fakat insanlarda aklın kullanılabilirliğiyle beraber sağlanan bazı seçme şansları mevcut. Bu seçimler, doğanın dengesine ters işliyor zaman zaman.

'Ben çok bal yaptım, kendi yiyeceğim kadar balım var. Artık ben çalışmayacağım, kışı bu kadar balla rahat geçiririm nasıl olsa' diyen bir arı olabilir mi acaba? Zannetmemekle beraber, destekliyorum da. Fikrinin ve itiraz yeteneğinin olmasını takdir ederdim. Olayın mantıksız olmasına karşın, bir durum karşısında açık bir şekilde fikrini söyleyebilmek, kıymetlidir. Ama doğa dengelidir tezim, kovanda kışın yeni doğan arıların açlıklarının göz önünde bulundurması ve arıların ekstra bal yapma aşkını doğrular nitelikte. Doğa, neslin devamına odaklanmıştır. Nitekim arılar da, kışın çiçeklerin olmadığı bir anda, yeni doğacak arıları doyuracak kadar bal yapmakla sorumlu hissederler.

İnsan?

İnsan da benzer tepkilerle, çocuklarının sorunsuz gelişiminde en öncelikli rolü oynayan canlılardır. Fakat komün olarak sergiledikleri davranışlar, doğadakinin aksine işlemekte. Toplu olarak yaptıkları eylemlerde bile kendi içlerinde mutabakat sağlamakta zorlanabiliyorlar. Fakat bunlara rağmen, ortak bir payda için en kalabalık nufüsü sağlayabilen canlılar, yine insanlardır. 1 milyar kişinin aynı ülke vatandaşı olarak yaşaması buna verilebilecek en uç örneklerdendir. 1 milyar üyesi bulunan karınca, arı kolonisi olduğunu zannetmiyorum.

Fakat insan bencilleştikce, komün yaşamın faydalarını gözardı etmeye başladı. Günü kurtarma çabası, geleceğin parıltısının önüne geçti. Herkes, kapısının önünü süpürürse, bir kent temiz kalır diyen insanların yerini, gülerek yere umarsızca çöp atan insanlar aldı. Elindeki çöpten kurtuldu fakat, yaşadığı alanı kirletti. Yaşam kalitesini, yaşam alanını negatif etkileyerek düşürdü. Bencil insan, zarar vermeye başladı. Kendi bireysel olarak ötekilerden sıyrılmayı hedefledi. Bunu, ötekileştirdiklerini çiğneyerek yapmaktan kaçınmadı. Ezdi, kullandı, kandırdı ve tırmandı. Nasıl tırmandığı, yükselirken ezdiği onun için önemli olmadı.

İnsan kazanmak için vahşileşti. Bu vahşileşmek, etikten uzaklaştıkca hayvandan da farklılaştı. Avını paylaşan aslan gibi vahşileşmek değil bu. Sadece meyvesi lezzetli olan ağaçlara güneşin yansımaması gibi de değil. İnsanın vahşiliği, diğer insanlara zarar vermekten çekinmeyen bir vahşilik. Eğitimle şekillenebilen, hırslarla kandırılabilen, ego ile kontrol edilemez bir hale gelen vahşilik.

Toplumun faydasını, memleketinin yararını, etrafındakilerin iyiliğini düşünmeyen insanlara karşı diyeceğim şu ki, elmasın bile kömürlerin arasından çıktığı evrende, son insanın içindeki parıltı da sönmedikten sonra, bencillik asla kazanamayacaktır. İnsan, ötekine her zaman muhtaç olacaktır.