Çağdaş Cantürk

İlk Yağmurun Telaşı

Çağdaş Cantürk

canturkcagdas@gmail.com

İyiden iyiye kış gibi hissettirmeye başladı. Arada çiseleyen yağmur, isteyince kuvvetli de yağabileceğini ve doğru zamanı beklediği için yağmadığını hatırlattı. Sokağın modası hemen değişip, mevcut iklime ayak uydurdu. İnce hırkalar dolabın az kullanılan taraflarına doğru itildi, kalın montlar, kabanlar ve su geçirmezler hemen kuruldu tahtına portmantonun. İyi ki geçen sene bu ayakkabıyı almışım diye bazı unutulan ayakkabılar hatırlandı. İlk yağmur damlasıyla şemsiye satıcıları tezgahları eş zamanlı olarak kurdu, kestane pişiricileri ocakların altını açtı ve maşalarıyla perküsyon şovlarına başladı. Yerinden çıkmış kaldırım taşlarının altlarında su birikmeye ve acele yürüyenlerin ayaklarını ıslatmak için tuzaklar oluşmaya başladı. Esnaf, kapının önündeki eşyalarını tentenin altına veya içeriye topladı, toplamayı bitirenler ıslanamamak için balkon altlarını kullanan yayaları izlemeye başladı. Kediler ıslandı, hemen korumaya çekilip araba altlarını, ağaç altlarını, apartman girişlerini kendilerine siper edindi. Köpekler silkelenip yoldan geçenleri tedirgin etti. Emekli amca gazeteyi kafasının üstünde tutarak yoluna devam etti. Genç kadının biri belli ki kötü bir gün geçiriyordu, şemsiyesi şimdiden kırılmıştı. Arkadaşıyla buluşacak olanlar kapalı kafelere oturdu. Gök gürültüne uyandı ve ağladı bebekler. Belli ki yağmur hızlanıyordu.

Az önce çiseleyen yağmur, hadi başlayalım diyerek büyüttü damlalarını. Daha da sıklaştı damlaların yoğunluğu. Bir anda sokakta koşuşturan insan sayısı birkaça düştü. Az önce rahatça arabasını süren taksi şoförü, artık dikkat ediyordu kalabalık insanların yanından geçerken yerde biriken suyu onların üstüne sıçratmamak için. Otobüs durakları tıklım tıklım insan doldu belli ki yağmur düşünce yola trafik yine tıkanmıştı. Üşüyen insanlar bir an önce gelsin diye otobüs söylenmeye başlamışken göründü otobüs buğulu camlarıyla. Evinde temizlik bir kadın sinirliydi, camları daha yeni silmişti. Okuldan çıkmış ve yeni ayakkabılarıyla suya basmış lise öğrencisi daha sinirliydi. Çorabına kadar sırılsıklam olmak pek de hoş hoş bir şey olmasa gerek. Hala uyanıp dersine gitmedi üniversite öğrencisi, bu yağmurda bu havada ders mi olurdu? Bunalmıştı trafik polisi tıkanan trafiği açmak için yağmur altında beklemekten ve düdük çalmaktan. Ama mutluydu pencere arkasından yağmuru izleyenler, bahçesinde meyve ağacı olanlar, salep sevenler, üşüyen ellerini dolu çay bardağıyla ısıtanlar, kolları sünmüş kazağıyla evde film izlemeyi sevenler, torununa çorap örenler, yaz bebeklerini ilk kez yağmurla tanıştıranlar. Bir kez daha gelmişti kış ve bir zaman sonra bitecekti. Geçen sene de gelmişti kış, ama ilk filizlenen çiçekle de gitmişti. Yine gidecek.

Büyük bir döngünün 365 günde bir olan tekrarıydı aslında. Kişiler farklı olsa da senaryosu aynı bir döngü. Güneşin etrafındaki tam bir tura denk geliyor bu döngü fakat, her sene farklı hissettiriyor. Döngünün bu halkası biraz ters ayak yakalatıyor. Hazırlıksız olanlar kapıyor şifalı virüsleri ve başlıyor elden ele dağıtmaya yaymaya. Mevsim bir de yeni yıla gebe. Kış geldi mi bir yeni yıl telaşesi başlıyor. Hediye yapacaklar hemen başlıyor, zaman kısıtlı. Hayalleri gerçekleşenler yeni hayaller kuruyor, birçoğu yaklaşan yeni yıldan beklentilerini arttırıyor ve daha iyiyi ümit ediyor. Eli kulağında ağaçları süsleyecek kırmızı ışıkların ve noel şapkalarının.

Başladı ben geldim artık demeye kış. İyisi mi kalın giyinip, az ıslanıp çok gülerek hatırlanacak sıcak hatıralarla hatırlanır. Ne güzeldi 2017 kışı dedirtir kendine. Hayat yakan güneşe, donduran soğuğa rağmen hızını kaybetmiyor. Saniyeler çok yavaş geçse de, aylar yıllar çok çabuk geçiyor. Bunu açıklamaya matematiğim eksik kalıyor. İçinde olduğumuz an bu kadar yavaşken, zaman nasıl bu kadar hızlı ve hissettirmeden geçiyor? Bak kış geldi, yağacak şimdi aylarca yağmur ve bir pazar gelecek ve diyeceğiz ki, ‘bu pazar güneşli hava müthiş hadi çıkalım’. Ve o pazardan sonra baharın geldiğini fark etmeye başlayacağız.