Selda Gürsu

İsmet İnönü’yü tanımak

Selda Gürsu

gursu.selda21@gmail.com

Bu haftaki yazımda Milli mücadelede canla başla, inançla, özveriyle mücadele veren Atatürk’ün silah arkadaşlarından daima öne çıkan isim olan İsmet İnönü’yü işleyeceğim.
Atatürk’ün hastalığı ağırlaşıp vefat edişinden sonra akıllardaki soru cumhurbaşkanının kim olacağıydı. Bu soru sancılı bir döneme sebebiyet verecektir amma velakin bu sürecin kazananı, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. cumhurbaşkanı, İsmet İnönü olacaktır. İnönü’nün yanında danışma organı olan Atatürk artık yoktu. Bundan mütevelli artık kendi doğruları ve düşünceleriyle Türkiye’yi yönetecekti. Kişisel özelliklerinden tedbirli ve temkinli oluşu buna yardımcı olacaktı. O, Türkiye’yi 2. Dünya Savaşı’nın buhranından uzak tutarak önemli bir rol oynadı fakat dış politikada güçlü görünmek adına muhalefeti susturarak yerleştirilmeye çalışılan demokrasiyi bir bakıma sekteye uğrattı.
1939-45 yılları arasında devletin var olan otoritesini yıkan İnönü, Milli şef otoritesini kurdu. Bu otoriteyle birlikte CHP’nin de desteğini alınca kendi yönetimini hızla hayata geçirmeye başladı. Öyle ki CHP, tüzük değişikliğinde İsmet İnönü için “Yeni rejiminin bütün müesseselerini kendi eliyle kuran, bütün milletçe ve millî bir içgüdüyle Millî Şef tanınan…” tabirlerini kullandı. Asker kökenli olduğu için de orduda büyük saygı gördü. Gelelim görelim ki İnönü Milli Şefliği şöyle dursun giderek halkın korktuğu bir isim haline geldi. Dönemin gazetecilerinden Cüneyt Arcayürek’in anılarında kaleme aldığı şu kelamlar İnönü otoritesini net bir şekilde açıklamaktadır:
“O yıllar İsmet Paşa’yı kimse sevmezdi. Bizim gezindiğimiz ortamda İnönü adı, korku verirdi. İnönü’den, olağan insanlarla yönetimden, eşitlikten vb. söz edilirken, herkes ses tonunu alçaltırdı. Egemen insanların dışında, başkentin nefes alıp veren çoğu kesiminde olumsuz tepkiyle anılan İnönü, beyaz ‘özel trenine’ biner, yurt içinde geziye çıkar, hat boyu aralıklarla dizilmiş askerlerce güvenliği sağlanırdı. Demokrat Parti hareketi ortaya çıkıncaya değin, ‘Paşa’ herkes adına düşünen, milletine doğru yolu gösteren, hemen her konuda uygulamaya geçilmesi gerekli buyrukları veren tek insandı”   (Arcayürek, 1983: 29-30)
Milli şef dönemi, özgürlükleri kısıtlayan yasaların olduğu, demokrasinin zayıfladığı dönemdir. 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 103. maddesinde, “Hiçbir kanun Anayasaya aykırı olamaz” ifadesine karşın Millî Korunma Kanunu, Köy Kanunu, Matbuat Kanunu, Cemiyetler Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu gibi kanunlar, Anayasanın 103. maddesine ve temel hak ve hürriyetlere aykırıdır. Dönem kapsamında herhangi bir sansür kararnamesi olmamasına rağmen İnönü’nün bizzat şahsi sansürü eyleme geçirilmiş, gazeteciler görünürde -kanun olarak- gözüken bir sansür olmadığı/sansürden habersiz oldukları için yazıları yüzünden ceza almışlardır. Fakat hükumet dış politikada hala demokratik yönetim olduğu süsünü vermek adına sansür çıkarmak yerine dolaylı yoldan basını kontrole almıştır. Basın Kanunu’nun 30. ve 35. maddeleri değiştirilmiş, ülkenin güvenliğiyle ilgili sorunlar adına sürdürülmekte olan soruşturmalardan ve yine devlet güvenliği bakımından alınan tedbirlerden  bahseden yazılar yasaklanmış; 1940’ta ise sıkıyönetim ilan edilmiştir
2. Dünya Savaşı’nın kazananlarının demokrasiyle yönetilen ülkeler olması, demokrasi rüzgarlarının esmesine sebebiyet vermiş; Çok partili döneme bir nevi zemin hazırlamıştır. Türkiye’nin tek partili dönemden çok partili döneme geçişini tek bir nedene bağlamak yanlıştır. gerek siyasal, sosyal ve ekonomik etkenler, gerekse bunları çözmeye yetemeyen muhalefetin zorlanması bazı nedenlerdir.
Tüm bunları mercek altında değerlendirecek olursak; Milli Şef İnönü, savaşın olumsuzluklarının bilinmemesi, bundan yararlanmaya çalışanların olmaması için basına yönelik sansür koymuştur. İlk bakışta her ne kadar yanlış gibi gözükse de bunu o dönemin şartlarında değerlendirirsek hiç de absürt değildir. 2. Dünya Savaşı bitip sular durulduktan sonra çok partili döneme geçildiği esnada iktidar artık CHP değil, DP olmuştur. Bu gelişmeyle birlikte İsmet İnönü cumhurbaşkanlığından ayrılmış ve yerine Celal Bayar, Türkiye Cumhuriyetinin 3. cumhurbaşkanı olarak göreve gelmiştir. Adnan Menderes başbakan olarak atanırken, DP’nin kurucularından Fuat Köprülü Dışişleri Bakanı, Refik Koraltan ise Meclis başkanı olmuştur.