Veysi Aygün

Mahalli İdareler Seçimi 4

Veysi Aygün

veysi.aygun12@gmail.com

Mahalli idareler seçimi ve işlevsel görevle ilgili mevzuattı, tükenmez kalemle mürekkebin yettiği yere kadar yazmaya devam. Sene 1983, haftalık yayın dergisi Nokta’nın okur köşesinde yazmaya başladım. Yaş 25, yazıyı önce karalama kağıdına geçer daha sonra toparlayarak temiz kağıda işler, zarfın zamklı bölümünü dilimle şevkle ıslatır kapattığım zarfa yerleştirerek derginin adresine yollardım. Yaklaşık iki hafta sonra, dergi elime ulaşır, yazdıklarımı gençliğin verdiği heyecanla pür dikkat okurdum. Aradan 36 yıl geçmiş olmasına rağmen kalemin azizliği parmaklarımın arasında ki değerini korumaya devam ediyor. Buna ilişkin yazıyı yine kalemle satırlara dizer gözden geçirerek, bilgisayarın tuşlarına dokunarak işlemler 24 saat zarfında iletişim ağı aracılığıyla, görsel medyada bütün dünyayla yüzleşir. Kalemin her dönemde olduğu gibi, herkes için manevi değeri büyüktür. Kalem satın almada zorlanırdık. Yazı yazarken mürekkebin bitmesi, yazı yazana moral çöküntüsü verirdi. Yazı dizelerinde dile getirilenlere kimse tuşuna sağlık demez. Kalemine sağlık der. Dünya var oldukça önemini yitirmeyerek gündemimizde kalacak olan kalemle serüvenimize nokta koyarak, asıl konumuzu tekrar kalemle yazmaya devam ediyoruz. 1983 yılı Erdal İnönü öncülüğünde kurulan Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) Mardin- Midyat İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulu’nda yerimi aldım. Bir yıl sonra mahalli seçimdi. 1984 yılında rahmetli Abdurrahman Şara’yı, Midyat Belediye başkan adayı göstererek seçimlere iştirak ettik. Ancak seçimlerden yenik çıkmıştık. Varsayalım seçimlerden galip geldik. Her şey güllük gülistanlık mı olurdu? Hiç zannetmiyorum. Gelişi güzel sistemin toplum sırtı üstündeki kamburu var oldukça iflah olmayız. Toplumsal bazda bu mantaliteye sahip olduğumuz sürece iki yakamız bir araya gelmeyecek. Daha birkaç yıl öncesine kadar muhtara mühürleteceğimiz ikametgah kağıdında akla karayı seçerdik. İletişim ağı şimdiki gibi yaygın değildi. Muhtara ulaşabilmek için, muhtarın nerede olduğunu veya görmediğinizi her önümüze gelene sorardık. Her nihayetine muhtara ulaşırdık. Muhtar ise her yerde var hiçbir yerde yoktur edasıyla karşımıza çıkar kraldan çok kralcı kesilirdi. Kibirli bir üslupla söyleyin bakalım derdiniz nedir. Muhtar amca bu evrakımızı mühürlemen için sana gönderdiler. Yüksek ses tonuyla, ‘Okuyun bakalım ne yazıyor orada?’ Okur -yazarı olmayan muhtarın evraka göz gezdirirken, bir diğer taraftan da bizi tepeden tırnağa süzerek yeleğinin cebinden mühür kutusunu usulca çıkarırdı. Gözlerimizin içine baka, baka mührü kutudan çıkarır, ağzına yaklaştırır mühre teneffüs ederek evrakı damgalardı. Anlaşılan muhtarın ölüm fermanında önüne koysaydık damgayı vururdu. Muhtar aynı zamanda mahalli seçimlerde seçilmişlerden bir idareciydi.  Bunları size dile getirmemde neden, batılıların 300 yıl önce aydınlanma ufkunu açmış olmalarına rağmen, bizdeki sıkıntı ise halen aydınlanamamış olmamızda. Sağlıcakla kalın.