Düzgün Yalçınkaya

Neden Üretmeliyiz?

Düzgün Yalçınkaya

dzgn.ylcnky@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları

Neden üretmeliyiz diye soru mu olur demeyin bal gibi de olur. Nedenlerimiz olursa sonuçlara ulaşmamız daha kolay olacaktır. Ülkece örgütlenmeliyiz. Peki ama neyin etrafında, hangi hedef için? Geçtiğimiz günlerde bir habere denk geldim; lastik ayakkabı ile okula giden çocuklar için binlerce ayakkabı yardımseverler tarafından toplanılıp çocuklara dağıtılmış. Hepsi de çok sevinmişler. Mükemmel bir sosyal yardımlaşma örneği, her zaman söylerim biz dünyanın en güzel ülkesiyiz. Paylaşmayı bilen insanların ülkesiyiz. Paylaşmanın tek başına yemekten daha lezzetli olduğunu bilen bir ülkeyiz. Peki ama her şey iyi güzelse ben neden böyle bir yazı kaleme aldım?

80 milyonluk bir ülke de 3 bin, 5 bin, 10 bin çocuğumuza ayakkabı alamayarak bunu başkalarından bekleyen bir ülke miyiz? Dünyada nanoteknoloji konuşulurken, kodlama yapma yaşının ilk okul düzeylerine geldiği , yönetim kurulu üyesi olarak, yapay  zekanın kullanıldığı bir dünyada ayağı üşüyen bir çocuğa nanoteknolojiyi nasıl anlatacağız? Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre ilk basamak temel ihtiyaçlardır. Yani yeme, içme, barınma ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor ki bir üst basamağa sırasıyla geçilsin. Yani karşılanması zorunlu ihtiyaçlar karşılanmadıkça bir sonra ki aşamada ilerleme kaydedilemez. Ev kiralarının asgari ücretten yüksek olduğu bir ülke de yaşıyorsak, sene 2018’de ayağında lastik ayakkabıyla hala çocuklar okula gidiyorsa, kesinlikle daha çok çalışmalıyız. Daha fazla üretmeliyiz, üretirken katma değerli üretmeliyiz.

Ülkemize geçtiğimiz aylarda Elon Musk geldi. Keselendiği tellak hibrit arabadan daha fazla konuşuldu. Bilime aç, öğrenmeye aç, üretmeye aç olmazsak, ancak birilerini keseler,  aldığımız bahşişlerle de cep telefonumuzun, arabamızın kredi borçlarını öderiz.

Devlet dairesine gidiyorum. Belediyenin güvenliğine selam veriyorum ama güvenliğin aklı elinde ki telefondan oynadığı okey oyununda. KPSS’den 90 alanı memur yapar bilgisini kullanmayacağı bir pozisyonda ikame edersek,  dayımızın oğlu diye hayat enerjisi olmayan birini işe alırsak, işi hak edene değil dayımızın oğullarına verirsek, devlete kapağı atayım sonra rahatım dersek, hani biz bunları yapmıyoruz da farz edelim ki yaptık! O zaman elimizdeki telefonun üreticisi de, telefonu almak için çektiğimiz kredinin bankası da, kendi makarnamızı almaya gittiğimiz hipermarketlerde, benim size bu yazıyı yazdığım bilgisayarda, arabada, beyaz eşya da hatta yediğimiz et bile, hepsi dışarıdan gelir. Bir defa geldiğimiz bu dünyada bir yerlere dayanarak yaşamak isteyenlerin ülkesi olur gideriz. Eli ayağı tutan, aklı fikri olan ama başkalarına yaslanarak yaşayan bir ülke oluruz. Aman dikkat, yaslandığımız duvar çok sağlam değil, benden söylemesi.  Ayağa kalkın, ayağında ayakkabısı olmayanlar var, daha çok çalışmalıyız.

Bilgiyle kalın.