Cem Yavuz

Osmanlı’da Şehir Yaşamı -1

Cem Yavuz

cemyavuz@ilksesgazetesi.com

Türkler Orta Asya geleneklerini sürdürerek yüzyıllarca göçebe olarak yaşamıştır. Bu göçebelik hali hiçbir zaman tam olarak bitmese de Türk Devletleri’nde şehirleşmeler yaygın olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkler şehirleşmeyi İran’da Maveraünnehir’de öğrenmişlerdir.

Türkler Anadolu’da ise ilk olarak Bizans şehirlerine yerleşmeye başlamışlardır. Konar göçer olarak yaşamlarını sürdüren Türkler ise bu şehirlerin etrafından yaşamlarını sürdürmekteydiler.

Daha sonra Anadolu’da Türkler de şehir kurmaya başlamışlardır. Her şehirde bir merkez cami bulunmakta ve Cuma namazları bu camide kılınmaktaydı. Bu sebeple köylerde Cuma namazı kılınmazdı. Cuma namazı kılmak isteyen kişiler şehirdeki camiye gelirdi. Şehiri kadı yönetmekteydi.

Osmanlı Devleti’nde de şehirler bu gelenekler üzerinden devam etmiştir. Osmanlı Devleti bir şehri fethettikten sonra ilk işi olarak bu şehirlere iki örevli gönderirdi. Bunlardan bir tanesi kadı diğeri ise subaşıydı. Bu görevliler şehrin güvenliğini sağlar ve yönetimi ele alırlardı.

Şehirin merkezinde yine cami bulunurdu. Şehrin en orta kısmında ise şehri yöneten görevlinin oturduğu konak bulunurdu. Şehir merkezinde bulunan bir diğer önemli unsur da bedesten adı verilen kapalıçarşılardı. Bu bedestenler taştan inşa edilmekteydi. Bedestenin etrafında ise açık çarşı bulunurdu. Çeşitli iş kolları bu çarşılarda faaliyet gösterirlerdi. Çarşılardan sonra pazarlar ve onları da halkın yaşadığı konutlar çevirirdi. Debbehane adı verilen deri işletme atolyeleri ise koku yapmasından ötürü kentin biraz dışında yer alırlardı.

Şehrin asayişinden ve yönetiminden sorumlu olan Kadı’nın bir çok önemli görevi bulunmaktaydı. Özellikle ordu sefere çıkacağı zaman güzergahta bulunan şehirlerin kadılarının hayati görevleri bulunurdu. Ordunun geçeceği yolları tamir etmek, ordunun gıda ihtiyacını karşılamak, iş gücü gerekiyorsa iş gücü bulmak, gerekli durumlarda ustalar bulmak kadının görevleriydi. Bu görevleri yerine getirmeyen kadıların idama kadar varan cezalar aldığı bilinmektedir.

Kadı bunun haricinde vergileri de toplamaktadır. Şerri ve örfi vergilerin denetimi kadı tarafından yapılmaktaydı. Piyasadaki malların fiyatları da yine Kadı tarafından belirlenmekteydi. Serbest piyasaya izin vermeyen Osmanlı Devleti’nde belirlenen fiyatlar (narh) haricinde mal satmak büyük bir suçtu.

Kadı klasik görevi olan yargıdan da sorumluydu. Kadının herhangi bir binası yoktu. Cami, ev, medrese gibi her yerde yargılama yapabilirdi. Yine şehrin asayişi ve güvenliği de kadıların sorumluluğundaydı.

Gördüğümüz üzere birçok sorumluluğu olan kadıların bu işleri tek başına yürütebilmesi mümkün değildi. Bu sebeple kadıların vekilliğini yapan “naib” adı verilen görevliler bulunmaktaydı. Naibler özellikle köydeki işlerle ilgilenirlerdi. Kadı şehir merkezinden olağanüstü durumlar harici ayrılmazdı. Yine kadının yardımcıları arasında katip, subaşı, dizdar ve şehir mimarları bulunmaktaydı. Kadı direkt olarak devlete hesap vermekteydi. Yaptığı her şey sicillere kaydedilirdi. Bilinen en eski sicil defteri Bursa’da bulunmakta ve 1451 yılına ait olduğu bilinmektedir.

Devamı haftaya…