Sultan Gümüş

Romandan sinemaya muazzam bir uyarlama; ‘Mutluluk’

Sultan Gümüş

gumusultan@outlook.com

Yazarın Diğer Yazıları

Atlıkarınca - 07.05.2019

Bu Kez ‘Mutlu Son’ Yaşa Be Kahraman! - 20.11.2018

‘Yol’unuz Açık Olsun… - 25.09.2018

Entel Köy Efe Köye Karşı - 17.07.2018

BİR EGE GEYİĞİ DONDURMAM GAYMAK - 10.07.2018

Düpedüz ‘İyi Sinema’ - 03.07.2018

Memento - 26.06.2018

Fahrenheit 451 - 19.06.2018

İsmiyle Müsemma Bir Film :Bulantı - 05.06.2018

Aylardan Mayıs… Mayıs Sıkıntısı - 29.05.2018

İnsan Ruhunun Karanlık Dehlizlerine Yolculuk - 22.05.2018

Yeşil Yol - 01.05.2018

OSCAR’LIK BİR FİLM: HUGO - 26.04.2018

Amelie - 10.04.2018

1984: Önceden Yazılmış Bir Tarih - 27.03.2018

Limit Yok - 13.03.2018

Ölen Bir Eğitim Sistemi İçin! - 06.03.2018

Bir Biyografi, Bir Kitap, Bir Film: Sol Ayağım - 27.02.2018

Bir Dönemin Toplumsal Evrimi: Züğürt Ağa - 20.02.2018

Hayatın Üçlemesi: Bal, Süt, Yumurta - 13.02.2018

Mustafa Hakkında Her Şey - 06.02.2018

Hayali Bir Düşman: Tepenin Ardı - 30.01.2018

Tabutta Rövaşata - 24.01.2018

KARANLIKTAKİLER - 16.01.2018

Neşeli Günler - 09.01.2018

Her Çocuk Özeldir - 03.01.2018

The Pianist - 26.12.2017

Slumdog Millionaire - 19.12.2017

Küllerinden Doğan “Kağıt” - 13.12.2017

Three Idiots - 05.12.2017

Kaplumbağalar da Uçar - 28.11.2017

Cennetin Çocukları - 21.11.2017

Kirazın Tadı: Yaşamaya değecek bir şey - 16.11.2017

Soraya’yı Taşlamak - 07.11.2017

İnception / Başlangıç - 01.11.2017

Büyük Adam Küçük Aşk - 24.10.2017

LEON - 17.10.2017

MUSTANG - 10.10.2017

Sevmek Zamanı - 03.10.2017

SEÇİMLERİN VE SEVGİLERİN TÜRKÜSÜ SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM - 26.09.2017

Canım Kardeşim - 19.09.2017

Hayvan Çiftliği - 12.09.2017

Vesikalı Yarim - 06.09.2017

Küçük Prens - 29.08.2017

Anlat İstanbul - 22.08.2017

The Truman Show - 15.08.2017

Hakkâri’de Bir Mevsim - 08.08.2017

Ben “Bir Zamanlar Anadolu’da” iken - 01.08.2017

Edebiyattan Sinemaya Yolculuk - 25.07.2017

Edebiyattan Sinemaya Yolculuk - 18.07.2017

Romandan sinemaya muazzam bir uyarlama;  ‘Mutluluk’
“Kimse hayatından memnun değil. Herkes derin bir huzursuzluk içinde kıvranıyor; Daha iyi bir hayata ulaşmak istiyor ama o yeni hayatın ne olduğunun da farkında değil. Tarifi yok; dolayısıyla toplum mitolojisi ve ideali de yok. Bu yüzden bir nehrin suları bizi önüne katmış götürüyor. İnsanlar akıntıdan kurtulmak için kıyıdan sarkan dallara tutunmaya çalışıyorlar. Kimi din dalına tutunuyor, kimi milliyetçilik, kimi Kürtçülük; kimisi nihilizme gömülüyor.” (Zülfü Livaneli / Mutluluk kitabından…)
Şimdi gözünüzde canlandırmaya çalışın; Marmaris’in harika koylarında masmavi deniz, bir sürat teknesi, içinde şalvarlı kasketli iki adam yani “ağanın adamları” bir kadını kaçırıyorlar. Bu tekneyi son sürat takip eden başka bir sürat teknesi içinde inzivayı tercih etmiş zengin bir profesör ve askerden yeni gelmiş “ağanın oğlu”… Biraz zor oluyor değil mi? Filmi izlerken bu sahneyi hiç yadırgamıyorsunuz. Çünkü kurgu harika. Hikaye çok çarpıcı. Kendini bulmaya çalışan bir akademisyen ve törenin ölüme mahkum ettiği, hayatında köyünden başka yer görmemiş bir kız ve onu öldürmekle görevlendirilmiş ağa oğlu. Bu üç yaşam bir teknenin içinde buluşuyor ve bize; törenin acımasızlığını, elinde ki naylon torbanın içindeki bir kaç parça eşyası ve düşmanları dışında hiç bir şeyi olmayan insanların çaresizliğini anlatıyor.


ÇOK GÜÇLÜ BİR FİLM
Aslında hikayenin belirli noktalarına gerçekçi olmadığı yönünde itirazlarım olabilirdi. Ama bu filmin değil romanın eleştirisi olurdu. Zülfü Livaneli’nin ‘Mutluluk’ romanını okumadan bunu yapamam. Bu kitap bütün dünyada o kadar ilgi gördü ki belki okumuş olsam da yapamazdım. Uyarlama demişken… Evet, Abdullah Oğuz’un sinemayı iyiden iyiye ciddiye aldığının kanıtı olan Mutluluk, Zülfü Livaneli’nin tüm dünyada büyük ilgi gören romanından uyarlama. Öykü ve senaryo yazarlığının Türk sinemasının en önemli zaafı olduğu düşünülürse, özellikle güncel edebiyatımızın malzeme edilmesi zaten gerekli. Kendisi de sinema filmlerine imza atmış olan Livaneli’nin romanının sinema için uygun bir malzeme sunduğu da ortada. 


HEPİMİZE ATILAN BİR TOKAT
İzleyenlere filmde “en çok etkilendiğiniz sahne hangisiydi?” diye soracak olsanız; kimi Meryem’in kendisini asmaya hazırlanışını, kimi yine Meryem’in başına dayanmış bir tabanca eşliğinde kendini bir köprüden aşağıya atmasını, kimi Meryem’in ninesiyle vedalaşmasını, kimi de Meryem ve Cemal’in birbirlerine karşı olan bastırılmış duygularını söyleyecektir. Biraz şaşırtıcı ama benim en çok etkilendiğim sahnede ne Meryem ne de Cemal vardı. Ben en çok Profesör İrfan’ın annesi ile geçirdiği akşamda ona pişmanlıklarını anlatmasından etkilendim. Babasının cenazesine gelemeyişinden ve düğününe anne babasını çağıramayışından duyduğu pişmanlığı. Elbette filmin final sahnesini es geçmeyeceğim. Öylesine korkunç bir sahneydi ki dünyadaki tüm amcalardan hatta tüm erkeklerden nefret etmeme neden olmuştu. Meryem’in denize vurarak çırpınışı aslında hepimize atılan bir tokattı.


ÖZÜR DİLERİZ MERYEM
Töre merkezli bir girişin ardından, üç karakterin yollarının kesişmesinden itibaren, Türkiye’nin birbirine taban tabana zıt iki kültürel kesiminden gelmiş insanların birlikte çıktıkları yolculuk süresince aralarında beliren çelişkilere odaklanan Mutluluk, dramatik gücünü bu insanların birbirlerini etkilemeleri ve değiştirmelerinde arıyor. Meryem’in bir ahırda kilitli tutulup intihara yönlendirilmesine kadar giden sekans ve final sahnesi filmin en güçlü kısmı olduğu kadar en acı sahnesi. Bu kez iyi seyirler diyemeyeceğim... Senden özür dileriz Meryem! Sen ve senin gibilere bunu yaşattığımız için özür dileriz.
FİLMİN KÜNYESİ
Yönetmen: Abdullah Oğuz
Oyuncular: Özgü Namal, Murat Han, Talat Bulut, 
Senaryo: Kubilay Tunçer - Elif Ayan - Abdullah Oğuz
Görüntü Yön: Mirsad Heroviç
Tür: Dram
Yapım Yılı: 2007
Ülke: Türkiye
Dağıtımcı: Kenda Film