Çağdaş Cantürk

Şeker Portakalı ve Zeze

Çağdaş Cantürk

canturkcagdas@gmail.com

Şeker Portakalı’nı okuyanlar için eski ama eskimeyen bir arkadaşı görmek gibi olacak olan ama Şeker Portakalı’nı okumayanlar için acaba nasıl bir kitapmış bu dedirtecek bir yazı yazıyorum. Kahvenizden bir yudum alıp okumaya başlayabilirsiniz.

José Mauro de Vasconcelos tarafından yazılmış, benim tarafımdan da defalarca okunmuş bu başyapıt diyebileceğim kitap aslında çocuk kitabı olarak bilinir. Tamamen yanlış, asla katılmıyorum. Tam olarak ‘her yaşın’ kitabıdır. Bütün duyguları içinde barındırır. Ete kemiğe bürünmeyen, sadece harflerden, kelimelerden oluşan bir çocuğu nasıl sevebilirsiniz, bu kitap öğretiyor. Hiç tanımadığınız birini okurken etrafınızdan birine benzettiğiniz olmuştur. Ama burada olay biraz farklı. Şeker Portakalı’nın ana karakteri minik Zeze, şahsına münhasır, pek de kimseye benzemeyen bir çocuk. Bazen sen ben gibi ama bazen de fazla hınzır, şaşırtıcı derecede duygusal ve oldukça da hayatın içinden. Şuandan yani yaşadığımız zamandan olmasa da, bir zamanlar burnumuzu kazağımızın koluna sürüp sildiğimiz zamanlarımızdan. Koşarken düşüp anlık göğüs ağrısıyla nefesimizin kesildiği, sonra kalkıp devam ettiğimiz zamanlardaki sen ben gibi Zeze.

Ailesi bir dram içinde Zeze’nin. İçinde oldukları dönemin koşullarının zorluklarını en uçlarda yaşıyorlar. Ellerinden geldiklerince geleneklerine ve kültürlerine sahip çıkmaya devam etmek isteseler de, maddi sıkıntılar ve işsizlik önlerindeki en büyük engeldir. Öte yandan zor şartlar altında çalışan anne, işsiz ve depresif baba, birbirinden farklı karakterlerdeki kız kardeşler ve en sevimli çağında olan minik kardeşi de ailenin diğer bireyleridir. Kadro olarak mutlu bir aileye pek müsait olsalar da, zor bir dönemlerinde geçiyor kitap. Yeni taşındıkları evlerinin bahçesindeki minik bir portakal ağacı Zeze’nin yakın arkadaşı oluyor. Evde olduğu zamanlarında bu portakal ağacının tepesinde ata binercesine çıkarak, onunla sohbet ederek ve dertleşerek geçirmektedir. Yaramazlık yapmakta üstüne çocuk tanımayan Zeze yaramazlık sonrası yediği dayakların izlerini yine portakal ağacıyla dertleşerek sarıyorken günün birinde yeni bir arkadaş ediniyor. Kasabanın şehirlisi, Portekizli diye bilinen bir beyefendiyle arkadaş oluyorlar. Portekizli nasıl ki Zeze’nin zekasından ve sevecenliğinden etkileniyorsa, Zeze de aynı şekilde Portekizli’yi kötü günlerde gelen bir mutluluk olarak görüyor. İki arkadaş iyiden iyiye birbirleri için vazgeçilmez oluyorlar. Bu durumu en çok Şeker Portakalı Ağacı kıskanıyor tabi.

Zeze’nin zekası, çocuksu ruhu, hayal gücü, düşündükleri ve yaptıkları hepimizin çocukluğuna dair. Adeta, hatıralara dalmak gibi bu kitabı okumak. Bitmesine üzüldüğüm kitaplar listesinin en başında. Ne zaman küçük bir çocuğun doğum günü olur, birine hediye alacak olurum hiç düşünmeden Şeker Portakalı kitabını alıp onlarla Zeze’yi tanıştırırım. Bir tanesini hep yanımda taşır, boş vakitlerimde rastgele bir yerinden açıp başlarım okumaya. Özlemek istemem Zeze’yi.

Kıskanmam da, herkes okusun, herkes tanısın isterim.

Altını karaladığım bazı Zeze cümlelerinden örnekler vermek istiyorum:

‘‘Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.’’

“Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.”

“- Nen var Zeze?

- Hiç. Şarkı söylüyordum.

- Şarkı mı söylüyordun?

- Evet.

- Öyleyse ben sağır olmalıyım.

İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.”