Merve Nur Aslan Öz

Terapi Eşittir Kedi

Merve Nur Aslan Öz

mervenuraslan90@gmail.com

Bir şey diyeyim mi sizlere aslında bir kedi ile yaşamanın bir insanla yaşamaktan farkı yoktur aslen. Ama bunu çoğu kimseler anlayamaz, bu kadar minik olan bir şeyi nasıl olur da bu kadar fazla sevdiğimi... Öğrencilik zamanımdan beri benim yanımda olan ve evlendikten sonrada evimizdeki bu küçük ve şirin prensesi, çevremde tanıdığım beş insanın üçünden daha çok sevdiğimi söylesem; belki de şok geçirip şaşkın şaşkın suratıma bakarsınız. Bu sebepten çoğu zaman birilerine bir şeyler anlatmaya çabalamak demektir bir kediyle yaşamak.
Bu minik hasta olduğunda içinizin acıdığı, tüm gün boyunca suratınız asık bir halde gezdiğinizden dolayı etrafınızdakilere “altı üstü bir kedi için” niye bu kadar sorun yaptığınızı anlatmak zorunda kalmaktır. Eğer evden çıkarken mamasını koymayı unuttuysanız gittiğiniz yerden bir an önce ayrılıp eve koşarak gitmenizdir bir kediyle yaşamak. Eve geldiğinizde daha anahtarı bile çevirmemişken içeriden mıyk sesini duymak ve günün bütün yorgunluğunu atmaktır. Sizi gördüğü anda da hemen devrilip o tüy yumağı tombik göbeği sevmeniz için bildiği bütün cilveleri yapması, yanağını suratınıza sürtmesi, patileriyle burnunuza dokunması ile sizi mutluluktan dört köşe yapmasıdır kediyle yaşamak.
Üzgün olduğunuzda yanınıza gelip kıvrılması, ne yaşadın dercesine gözlerinin içine bakıp etrafında fır dönmesi, tanıdığınız birçok insanın tesellisinden daha teselli edici olduğunun farkına varmaktır. Aslında yeri geldiğinde eşimin nazını çektiğimden daha fazla kedimin nazını çektiğimi fark ediyorum. Buna şaşırıyorum evet ama asla rahatsız olmuyorum bu durumdan. Bu küçücük şeyin mırıldanmalarının evimizin babası eşimin sözlerinden bile daha baskın çıkmasıdır. Onun, en yaramaz çocuktan daha yaramaz olması, en kontes bayandan daha kontes olması, yeri geldiğinde kavga eden bir sevgili edasında kafa tutması, istediğini yaptırtmasıdır bir kediyle yaşamak.
Gerçek şu ki evin içinde kendine has bir varlığın olmasıdır kediyle yaşamak. Çocukluğumdan beri beslemediğim hayvan neredeyse kalmadı diyebilirim. Kaplumbağa, ördek, civciv, tavşan, balık, vs. ama bunların hepsi benim dokunup sevdiğim hayvanlardı. Kedi öyle mi? Sizi sever, size dokunur, ona yanaşmadığınızda bile eğer onun canı istiyorsa yanı başınızda beliriverendir. Nasıl insanoğlunun sevdikleri ve sevmedikleri varsa kedinizde aynı o şekildedir işte.
Evde belli noktaları vardır mesela sevdiği koltuklar gibi, eğer oraya oturursanız dürter sizi yani demesi şu ki “kalk buradan, burası benim :)” olduğunu bildiğiniz biçimde miyavlar durur etrafınızda. Bazı misafirlerinizi sever, sürtünür durur etraflarında ama bazısını da parça parça eder tırnaklarıyla. Eğer canı o an ilgi istemiyorsa, sevemezsiniz onu. Oyuncağınız değildir ki o. Ancak canı isterse yaklaştırır kendisine. Kendisini sevdirmek istiyorsa eğer ne yapan eder bir yolunu bulup sizi mest eder o. Çok sevmekten alıp içinize sokasınız gelir çoğu zaman. Çiçeklerinizi kemirirken, kahvaltı masasına çıkıp peynirleri koklarken, ütülediğiniz giysilerin arasına kıvrılıp yatmışken, caanım perdelerinizin iplerini çektirirken, ipek gibi tüylerini evin çeşitli yerlerine dağıtırken bile. Kısacası her zaman alıp içinize sokasınız gelir.
Velhasıl daha fazla uzatmayayım çünkü bu minik varlıklarla ilgili bıraksanız sayfalarca yazabileceğim şeyler vardır benim. Bence bir kediyle yaşamak; kedinizi, tanıdığınız beş kişinin üçünden daha çok sevmek ve bunun nasıl olduğuna şaşırmak demektir.
Sağlıcakla…
 
Beklenmedik bir hata oluştu!

Beklenmedik bir hata oluştu!

Teknik rapor oluşturuldu. En kısa sürede çözülecektir.
Geri dön