Selda Gürsu

Tüketen kavram: Tepkili tepkisizlik

Selda Gürsu

gursu.selda21@gmail.com

Son zamanlarda neredeyse her şeye halihazırda zam geldi ama ben hiçbir vatandaşın eylem yaparak kasa fırlattığını görmedim. -Hayır, teşvik değil, yalnızca naçizane bir çıkarım.- Sizce bu eğitimden mi yoksa başka bir şeyden mi? Bana kalırsa cevap gün gibi ortada, tabiri caiz ise meydanları çalkalandırıyor. “Nereye gidiyoruz?” diye de sormuyorum ben artık açıkçası. Çünkü biz gitmediğimiz gibi olduğumuz yerde de kalmıyoruz. Girdaba kapılıyoruz adeta. Bir plak çalar düşünün, hep aynı yerde duruyor. Bir plak düşünün, çalan musiki sürekli değişiyor. Tutarsızlık cabası. Birkaç milyon da dinleyici düşünün. İlk başlarda değişen musikilerden hoşlanıp, “bir sonraki parça ne?” diyerek merak duyuyorlar ama kulak aşinalığı oluştuktan sonra, fonun hep aynı; sözlerin değişik ve anlamsız olduğunu fark ediyorlar. Sorarım size, sıkılıp illallah etmez miydiniz? İşte böyle...  İnsan evladı her etkiye bir tepki muhakkak vermiştir var oluşundan bugüne. Ah, “bugün” dedim değil mi? Sürçülisan eylemişim...

Bana kalırsa bu “tepkili tepkisizlik” bizim yüz karamızdır. “Tepkili tepkisizlik” evet, elbette. Şöyle ki: Evimizde haber bültenlerini seyrederken bir güzel yorumumuzu yapaduruyoruz ama yorumdan kasıt nedir? O önem teşkil etmekte.  Ettiğimiz hakaretler yorum mudur? Önyargı içeren cümleler, “muhalefet olacağım” diyerek daha kendi içerisinde tutarlılık taşımayan cümleler kurmak yorum mudur? Vah ki ne vah! Yorumu hakaret sananlar olmuş yine... Hakaretler kinle beslenir. Kişi o vaziyete uygun fikri, zikri olmayınca direkt hakarete sarılır. Bu, onun silahıdır ama asla bir eleştiri aracı değildir, olamaz da. Asıl konumuza dönüş yapacak olursak, evimizde yorum yapıyoruz keza toplum içerisinde öyle mi? Neden? Bize engel olan nedir?

Bahsetmeden asla geçemem, şu durumdan müzdarip bir toplumuz: İnsanlar, dinlemeyi bilmiyor. Konu siyasete gelince ya oradan kaçıyor ya da kavgaya tutuşuyor. Yahu bir anla, bir dinle. İki dakika konuşmasını bitirmesi için beklesen ölür müsün a sabırsız insan? Konuşmanın yarısında ya küfürler havada uçuşuyor ya da tekme tokat. Cehalet desen değil, tez canlılık desen hiç değil. Bu durum cehaletten kaynaklanmıyor bana kalırsa. Kişi her ne kadar bilgili olsa dahi kendi gibi düşünmeyenleri dışlama ediminde yine de bulunuyor. Herkes onun gibi düşünsün, ona katılsın, bu hareketinden dolayı onu takdir etsin istiyor. Bir tür narsist bozukluk gibi. Onun gibi düşünmeyenlerle de genelde konuşmamayı, aynı ortamda bir araya gelmemeyi umuyor. Garip ve trajik bir durum.

Velhasıl kelam, kimi içinden tepki veriyor, kimi tepkisini dışa vurduğunda dayak yiyor, kimi mensup olduğu ideoloji yüzünden ötekileştiriliyor, kimi söyleyeceklerini yutuyor ama hiçbir zaman kaliteli bir fikri özgürlük ortamı oluşmuyor. Galiba bazı şeyler giderek hayatımızdan silinip yazıda ve geçmişte kalıyor...

“Yutmadığınız yarınlara”