Muhammet Tunç

Türkiye Açısından Çin

Muhammet Tunç

tunc47@gmail.com

Yazarın Diğer Yazıları

İdlib Ateşi Durdu - 19.09.2018

Erdoğan ile oluşan yeni bir politik konsept - 29.08.2018

Türkiye’nin Küresel Ekonomik Savaşı - 16.08.2018

Milletin Destanı Devletin Kabinesi - 12.07.2018

Başkan Erdoğan! - 27.06.2018

Erdoğan ile İftihar Vakti - 08.06.2018

Erdoğan ile İftihar Vakti - 08.06.2018

Erdoğan ile Devam - 11.05.2018

Toplumsal Mutabakat Yaygarası! - 02.05.2018

Sürpriz Olmayan Sürpriz Seçim - 20.04.2018

Cumhur İttifakı - 13.04.2018

İsrail Terör Devleti - 03.04.2018

Yaman Çelişki! - 21.03.2018

Vicdanımızın Sessiz Çığlığı - 14.03.2018

Çağımızın Kutlu Şahitleri - 07.03.2018

Tunku Hasan di Tiro ve Hollanda - 28.02.2018

Avrupa’nın Şımarık Çocuğu: Yunanistan - 20.02.2018

Büyük Savaşın Son Provası: Afrin - 14.02.2018

Zeytin Dalı, BM ve NATO - 30.01.2018

Zeytin dalı harekatı - 23.01.2018

Sarraf Davasının Siyasal İzdüşümleri - 07.12.2017

IRAK ve SURİYE ÜZERİNE - 20.10.2017

Müftü Nikah Kıyarsa Ne Olur? - 07.08.2017

“Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? ‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın!” - 15.07.2017

Hazır mıyız? - 10.07.2017

İNSAN DEĞİL MİYİZ? - 04.07.2017

BİZ DE ADALET İSTİYORUZ - 02.07.2017

BİRİ HARİÇ - 22.06.2017

Düşmanı Bol Bir Ülkeyiz - 04.06.2017

Hoş Geldin Reis! - 23.05.2017

Millet Kazandı, Hayırlı Olsun! - 21.04.2017

Cumhurun Başkanı Adana! - 07.04.2017

CB Hükümet Sisteminde Tek Adam Yalanı - 31.03.2017

CB Hükümet Sistemi - 25.03.2017

Hollanda’nın Maskesi Düştü - 14.03.2017

Türkiye 2015 yılının temmuz ayında aldığı tarihi bir kararla açılım sürecine resmen nokta koymuştur. Bu noktadan sonra TSK, Kuzey Irak’a girerek aslında bir nevi -üstü kapalı- ABD ile savaşa bir start vermiştir. Bu startın sonucunda malum 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı ve ABD’nin bu darbe girişimindeki piyonları etkisiz hale getirildi. Bunun ardından Türkiye 2017 yılının Ağustos ayında ise “Fırat Kalkanı Harekâtını” gerçekleştirerek, ABD açısından daha önce hesapladığı harita mühendisliğinin açıkça içine daldı. Bu gerçeği uluslararası ilişkiler bazında Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel çok iyi fark etmiş olmalı ki, bu durumu “Türkiye ulusal çıkarları için ABD ile savaşı göze aldı” diye dile getirmiştir.

Bugünlerde uluslararası ilişkiler alanıyla ilgilenen birçok kişi Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesini konuşuyor. 86 ülkeyi kapsadığı iddia edilen ve buna mukabil Çin tarafından dünya kamuoyuna bu kuşak ve yol güzergâhında 100 tane uluslararası nitelikteki örgütlerle de antlaşma imzalandığı deklare edilen projede Türkiye nasıl bir siyasi ve ekonomik tavır almalıdır? Aslında bu sorunun cevabı, Türkiye’nin bu gelişmeler bağlamında yeni dünya düzenindeki rolünü ve yerini de belirleyecektir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin küresel ölçekte uluslara dayattığı liberal ekonomik düzen artık çatırdamaya başlamıştır. Zaten ABD’nin en büyük siyasi gerginliği de budur. Dünya bu düzene güçlü bir alternatif arayışına geçerken “Bir Kuşak Bir Yol” projesi acaba Türkiye’ye ne kazandırır?

Her şeyden önce şunu çok iyi bilmeliyiz ki ABD’nin küresel ölçekteki düzenine karşı çıkan Rusya Türkiye’nin kuzeydeki komşusu, İran ise doğudaki komşusudur. Türkiye’nin bu iki ülkeyle fazla kötü olma lüksü yoktur. Bu iki ülkeyle tarihsel bağlarımız oldukça da kuvvetlidir. Zaten ABD bu durumu iyi bildiği için bu bağları zedelemeye yönelik siyasi hamleleri dün yaptığı gibi bugün de yapacaktır. Bu kaçınılmazdır. Tekrar sorumuza dönecek olursak Çin’in yürürlüğe koyduğu bu projeden Türkiye nasıl yararlanabilir? Türkiye coğrafi konumunun verdiği avantajı güçlü siyasi hamlelerle bu durumu fırsata çevirebilir. Çünkü bu proje doğudan batıya uzanan bir yol hattı olduğu için, Türkiye’de bu yol güzergâhında coğrafi özelliğinden ötürü köprü görevi görebilir. Çünkü Asya ile Avrupa’yı birbirine düğümleyen en hızlı yol Türkiye’den geçmektedir. Hatta bu yol Türkiye’den Akdeniz’e de ulaşabilir. Bunu hafife almamamız gerekir.

Dünyanın önemli uluslararası ilişkiler uzmanları, siyaset bilimcileri ve ekonomistleri bu yolu konuşurken, biz ise OHAL uygulaması kapsamındaki 696 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamenin 121. maddesini tartışıyoruz. Bence bu konudaki tartışmaları hukukçuların yapması daha doğru olur ve hükümetin çıkarttığı bu kararnameden de öküzün altında buzağı aramamak gerekir. Bu ülkede bir darbe girişimi olmuştur ve hükümette kendine göre kararnamelerle bu süreci yönetmek zorundadır. Bu durum dünyanın her yerinde hukuken böyle işler. Eğer kararnamede yanlış anlaşılmaya müsait ibareler varsa hükümetin hukukçu kurmayları duruma kendilerince müdahale ederler ve yanlış algıları düzeltirler. Hepsi bu kadar. Nedense bu konu birden ülkede Sayın Abdullah Gül’ün de tartışmanın içine dâhil olduğu bir politik muhalefete doğru itilmek isteniyor.

Türkiye ABD’nin Ortadoğu’daki hesaplarını bozarken, komşuları olan Rusya ve İran’la çok güçlü ilişkiler geliştirirken, Avrasya bloğuna kendine göre siyaseten göz kırparken ve hepsinden de önemlisi Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesini ulusal çıkarları doğrultusunda değerlendirmeyi gündemine almışken Sayın Abdullah Gül’ün bu çıkışı zamanlaması bakımından çok manidardır. Neden bu ülkedeki medyamız Sayın Abdullah Gül’den önceki cumhurbaşkanımız olan Sayın Ahmet Necdet Sezer’e mikrofon uzatıp görüşlerini sormuyor? Acaba uzatılan mikrofon eski cumhurbaşkanlığı makamına mı yöneliktir? Yoksa 2019’daki hedeflenen seçime olası bir aday belirlemek için kamuoyu oluşturmaya mı yöneliktir? Zamanlama açısından neye yönelik olduğunu ve hangi amacı taşıdığını “Bir Kuşak Bir Yol” projesi bağlamından hep birlikte ülkece göreceğiz.