Mekkiye Uludağ

Umuda Yolculuk

Mekkiye Uludağ

mekkiye4735@gmail.com

Merhaba Dostlar;

         Ben on çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldiğimde sağlıklı bir bedene sahip iken iki yaşında çocuk felci geçirdim. Çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veren bir ailem vardı. Tedavi olmamı ailem de, ben de çok istememize rağmen maddi sıkıntılar ve sosyal güvencemizin olmaması nedeniyle tedavi olamadım. 1987 yılında geçirdiğim iki ameliyattan sonra, 15 gün ödenemeyen hastane faturaları nedeniyle hastanede rehin kaldım. Eş dost yardımıyla çıktığım hastaneye tedavim yarım kalmasına rağmen bir daha hiç gitmedim. Uzun süre hayata ve insanlara küskün ve içine kapanık yaşadım. Dört duvar arasında, bayramdan bayrama sokağa çıkan, çıktığında ise sağlıklı bireylerin “vah zavallı, pek de güzelmiş, yazık” sözlerini sürekli duymaktan duyduğum rahatsızlık nedeniyle daha çok üzülen ve hayata küsen, içine kapanmış, tek dünyası olan kitaplara sarılmış biriydim. Uzun süre kitaplar dostum ve arkadaşım oldu. Oradaki güzel hayatlar, azimli ve engelli insanlar bana yol gösterdi, ışığım oldular. Evimize giren ilk televizyon beni neredeyse 24 saat ekran başına hapsetti. 1980’li yıllarda en büyük hayalim komşumuzun evinde siyah – beyaz tv ekranında izlediğim Kara Şimşek dizisindeki arabaya “KİT”e sahip olmaktı. Çocukça bir hayal gibi gelse de ben o zamanlar engelli olmama rağmen bir araba kullanma hayali ile yaşadım. O kadar özelliği olmasa da şu anda bir arabam var ve kendim kullanabiliyorum. Bu başka insanlar için doğal, sıradan bir olay gibi görünse de benim için bir hayalin, mucizenin gerçeğe dönüşmesiydi. Biz engelli bireylerin hayal dünyaları çok geniştir. Çünkü hayallerimizle mutlu oluruz. Gerçeklerimizle de acı çeker ve her şeye rağmen hayata tutunmayı başaran, mücadele eden engelli sayımız da çok azdır maalesef. Neden mi?

         Çünkü bizim hayallerimize ve ideallerimize ulaşmamıza imkân tanımayan, başta aşırı koruma ve kollama içgüdüsüyle hareket eden ailemiz sonrasında da etrafımızdaki duyarsız insanların önümüze çıkardığı duygusal ve bürokratik engeller. Bir insanın yaşama sevincini ve hayallerini yıkmak en büyük insanlık suçudur bana göre. 

1990 yılında Vakıf, Dernek ve Sivil Toplum Kuruluşlarında gönüllü olarak çalışmaya başladım. Bir engellinin hayatında en önemli iki şey vardır, birincisi annesi, ikincisi hayatını kolaylaştıran onunla bütünleşen cihazları. Mesela benim bastonlarım ve ortezim, kimi kardeşimin tekerlekli sandalyesi, kiminin beyaz bastonu, kiminin ortez veya protez ayakları, elleri. Rabbim geceyi ve gündüzü hepimiz için yaratmışken, bu güzellikleri faydamıza sunmuşken, bu kadar cömertlik ve lütfuyla kuşatmışken, O Rahman ve Rahim (C.C.) biz kullarından hiçbir şeyi esirgemezken bizler insan olarak neyi paylaşamıyoruz?

Yaşadığımız bu dünyada biz engelli bireyler olarak özrümüzle barışık, hayatımızdaki hiçbir zorluğu engel olarak görmeden yaşıyoruz. Sağlıklı bireylerden de yaşama hakkımıza ve sosyal devletin gereği olarak bize sağlanan hak ve imkânlara, daha iyi şartlarda yaşamaya gayret eden bizler adına sahip çıkmalarını ümit ediyoruz. Bizlere ayrılmış alanların sağlıklı kişiler tarafından işgal edilmesi, görme engelli kardeşlerimin yön takip alanlarının yanlış döşenmesi, bu alanlara araçların park edilmesi, işyeri sahiplerince kaldırımlara masa, sandalye gibi şeylerin bırakılmasına müsaade etmeyin. Karşıdan karşıya geçerken ağır aksak ilerlediğimiz sırada yolun ortasında kalıp, yeşil yandığında onlarca kornanın bize çalınmasına itiraz edin. Aracımızı kullanırken yine plakalarınızda engelli işareti olmasına rağmen acımasızca “zaten engellisin, ne işin var trafikte, git evinde otur” yanımızdan geçerken küfür ya da hakaret eden sürücülere, bazen de “hadi kardeşim” diye itilip kakılmamıza, kalabalık alanlarda arkamızdan önümüzden gidenlerin tahammülsüz bakışlarına izin vermeyin lütfen. Biliyorum ki her engelli kardeşimin bununla ilgili anlatacak pek çok hikâyesi var. Bizim haklarımızı bizim gibi koruyarak ve bizi savunarak elimizden tutun ama bize dilenci muamelesi yapmayın lütfen. Biz dilenci değiliz, onurumuz ve gururumuzla ‘bu hayatta biz de varız’ derken yanımızda olmanızı, manevi güç vermenizi, bize umuda yolculuğumuzda yol arkadaşı olmanızı istiyoruz.

Ben ve benim gibi arkadaşlarım bir köşede oturup kucağına bebeğini almış Kordon’da gezen bir anneye ya da sevgilisiyle el ele tutuşmuş koşan çiftlere, düğün ve derneklerinde kollarını kaldırıp oynayan insanlara, durakta kalkmak üzere olan bir otobüse koşarak yetişen insanlara gıptayla bakmamıza rağmen yine de halimize şükrediyoruz. Bu hayatta bize ayrılan yaşam hakkımızı savunmaya, şartların daha da insana yakışır bir hale gelmesi için mücadeleye devam ediyoruz.

İşte bu nedenle sizlerin huzurunda beni yıllarca hastanelere sırtında taşıyan sabahlara kadar başımda durup ellerimi bırakmayan oruç aylarında bile o sıcak ve soğuk günlerde aman bile demeden ayağımı yere koymayan ben ve benim gibi engelli birçok kardeşime bu fedakârlıkları yapan tüm engelli annelerinin ayaklarından öpüyorum.

Selam ve dua ile…