“Yazmak içimden  gelen bir duygu”

Yazar Oya Uslu ile çocuk edebiyatı üzerine konuştuk. Bugüne kadar 17 kitap yazan Uslu’nun 15 kitabı çocuklara yönelik. Yazarın şu an üzerinde çalıştığı iki eser daha bulunuyor

“Yazmak içimden  gelen bir duygu”
ONURHAN ALPAGUT-RÖPORTAJ 
İzmirli Yazar Oya Uslu ile çocuk edebiyatı ve kitapları üzerine konuştuk. İlk kitabı 2000 yılında yayınlanan yazarın 15’i çocuk edebiyatı olmak üzere 17 kitabı bulunuyor, farklı edebiyat dergilerinde öyküleri çıkıyor. Uslu, çocuk edebiyatına olan ilgisini şu sözlerle anlatıyor: “Aslında ben sadece yetişkinlere yönelik kitaplar yazmayı hayal ediyordum. Ama kendimi yeniden yazmaya hazır hissettiğim dönemde çocuklarım küçüktü ve onlara sık sık kitap okuyor, masal anlatıyor, bu arada kendimden de bir şeyler katıyordum. Onların ilgisi, mutluluğu bu alanı fark etmemi sağladı.”



Yazarlıkla olan hikayeniz nedir? 
Yazmak, içimden gelen bir duygu... Bunu çok küçük yaşta hissettim. İlk romanımı da ilkokulu bitirdiğim yıl yazdım. Tabii ciddiye alınacak bir eser değildi. Ortaokul ve lisede ise Türkçe öğretmenlerimin dikkatini çektim, desteğini aldım. Bir yazar olan annem de kendime olan güvenimi arttırdı. Ciddi anlamda bir eser oluşturmaya yaklaşık yirmi sekiz yıl önce karar verdim. Bunun öncesinde tasarladığım romanla ilgili kitaplar okudum, gözlem yaptım, not ve günlük tuttum. Hatta işçileri yazmak istediğim için fabrikada çalıştım. Ardından elime kalemi aldım. Bir yılı aşkın sürede romanımı bitirdim ama kaybettim. Daha doğrusu birine okuması için vermiştim, o bana geri vermedi. Bundan etkilendiğim için yedi yıl hiçbir şey üretmedim. Daha sonra kendimi yeniden yazmaya hazır hissettim. Yirmi yıldır da kitaplarım yayınlanıyor. 



Neden ağırlıklı olarak çocuk kitapları yazmayı tercih ediyorsunuz?
Aslında ben sadece yetişkinlere yönelik kitaplar yazmayı hayal ediyordum. Ama kendimi yeniden yazmaya hazır hissettiğim dönemde çocuklarım küçüktü ve onlara sık sık kitap okuyor, masal anlatıyor, bu arada kendimden de bir şeyler katıyordum. Onların ilgisi, mutluluğu bu alanı fark etmemi sağladı. Bir de o günlerde semtimizdeki bir çocuktan etkilenmiştim. Hiç okula gitmemişti ve okumayı öğrenmeyi çok istiyordu. Ona okumayı öğrettim. Sonra da bu yaşadıklarımızı biraz değiştirerek yazdım. Ardından bir masal ve çevre ile ilgili bir roman yazdım. Üçünü birden yayınevine gönderdim. Dosyalarımı yazılarına hayran olduğum, bende iz bırakan yazar Kutsiye Bozoklar okumuş ve beğenmiş. Sırayla hepsi basıldı. O kitaplarımı hala çok seviyorum. Özellikle Mağaranın Sırrı’nı… 
Bugüne kadar kaç çocuk kitabı yazdınız? Bu kitapları yazarken neleri dikkate alıyorsunuz?
Yayımlanmış on yedi kitabımın on beşi çocuklara göre. Ayrıca şimdi yazdığım ve basıma hazır iki eserim daha bulunuyor. Pek çok öyküm de ortak kitaplarda yer aldı. Son olarak yayınevimizin talebiyle dokuz yazarla birlikte hayvan öyküleri yazdık. Eserimi oluştururken öncelikle dikkat ettiğim şey, çocukların dünyasını yansıtabilmektir.  Bunun için kendimi zorlamıyorum, çünkü zaten içimde bir çocuk yaşıyor. Ben sadece bilgim ve deneyimle onlara özgür düşünme yollarını göstermeye, meraklarını kamçılamaya; araştırma, sorgulama, empati yeteneği kazandırmaya; hayatta karşılaşabilecekleri sorunlar karşısında rehber olmaya; zevklerini, dil bilinçlerini, estetik duyarlılıklarını geliştirmeye; hayallerini beslemeye, eğlendirmeye, kendi kültürlerini ve farklı kültürleri tanımalarına yardımcı olmaya çalışıyorum. Benim için önemli olan yazdıklarımın çocuğun kalbini ve beynini beslemesidir. Anlatılan her konu bir gün geçerliliğini yitirebilir. Kalması gereken özgür düşünce ve vicdan duygusudur. 
Kitaplarınızın içeriğinden bize kısaca söz eder misiniz? 
Kitaplarımda çok çeşitli konuları işledim: İnsan, hayvan, doğa sevgisi; çocuk hakları, kent bilinci, aile dayanışması, bilimsel merak, kimlik, öteki, direniş, iletişim becerisi hatta futbol. Onlara her konu anlatılabilir, önemli olan nasıl anlatıldığıdır. Kitaplarımdan birkaç tanesini kısaca anlatayım: Pembe Pantolonlu Bulut’ta, çocuklarla hazine taşıdığını söyleyen bir bulutun ilişkisini anlattım. Tabii çocuklar sonunda hazinenin kitaplar olduğunu anlıyorlar. İletisi yararlı, maceralı, fantastik bir eser olduğu için çok beğenildi. Bu kitabım ödül aldı ve geçen yıl on ikinci baskısı yapıldı. Daha uzun süre basılacağını düşünüyorum. Son çıkan kitabım Alaycı Prens ile Almira’da, klasik bir masaldan esinlenip onu değiştirerek günümüze uyarladım: Bir prens, kızları alay etmek için saraya çağırıyor. Burada bildiğimiz medyatik yarışmalar yapılıyor. Şarkı söylemek, dans etmek, yemek yapmak gibi… Kızlardan biri prensin niyetini anlıyor ve ona karşı geliyor. Oysa prens onu beğeniyor. Neyse, sonrasını okur merak etsin. Burcu Burcu İzmir’de, Antik Çağdan günümüze kentimiz İzmir’i tanıttım. Rehber niteliğinde bir gezi kitabı bu… İçinde 1901 yılında Saat Kulesi’nin açılış gününden bir öykü, Efes Antik döneminden bir öykü, Bergama’dan bir öykü de var. Yetişkinler için yazdığım Düş peşindeyim Düş Peşime’de kadın, kent, işçi öyküleri bulunmaktadır. İki de fantastik öyküm yer alıyor. Pembeden Başka Renkler ise anı romandır. Benim liseli dönemimi anlatır. Aynı zamanda seksen öncesi Türkiye’de yaşanan olayları, tipik İzmir kültürünü, aile, arkadaş sevgisini, mahalle dayanışmasını, ilk gençlik heyecanlarını, Çingeneleri, genel ev kadınlarını, İzmir’in pek çok semtini yazdım. İçinde kurgu da var ama gerçeğe aykırı değil. Benim için özel bir kitaptır. 
Ülkemizde çocuk edebiyatına katkı koymak isteyenlerin karşılaştıkları sorunlar nedir?
Genel olarak edebiyatın sorunları çocuk edebiyatını da içeriyor. Günümüzde her şey çok değişti. Tekelleşme giderek egemen oldu. Bunun yanı sıra, pek çok yayınevi yazardan kitaplarının basımı için para talep etmeye başladı. Aslında bunların birçoğu yayınevi bile değil. Çünkü hiçbir seçicilikleri yok. Editörlük hizmeti vermiyorlar. Ayrıca dağıtımla da ilgilenmiyorlar. Bu durumda yazar kendi kitabını kendisi satmak zorunda kalıyor ki, bu da bazen onur zedeleyici olabiliyor.
Piyasadaki çocuk kitaplarının içeriğini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Bunları üç kategoride ele alıyorum. Birincisi dinci akım: Bu tip yayınlar kısaca çocuğun özgür düşünmesini engelliyor, cinsiyet ayrımcılığı yapıyor. İkincisi modernist akım: Bu tipte yazanlar genellikle çocuğun duygu ve düşüncelerini anlayan, onu yüreklendiren, hayallerini besleyen neşeli ve esprili eserler üretiliyorlar. Üçüncü akımda toplumcu gerçekçi olanlar var. Bunlar çocuğun ve toplumun sorunları işliyor, benim üstte sözünü ettiğim duyarlıkları geliştirmeye çalışıyorlar. Ancak genellikle çocukların duygu ve düşünce dünyasına giremiyorlar. Sıkıcı ve didaktik yazıyorlar. Bence modernistlerin ve toplumcu gerçekçilerin birbirinden öğrenecekleri şeyler var.  




 

Diğer Haberler

Derdim geleceğe kalıcı  birşeyler bırakabilmek

Derdim geleceğe kalıcı birşeyler bırakabilmek

Şair İhsan Özalp’ın şiir kitabı ‘Tok Karnına Çekilecek Acılar’ yakın bir zamanda...

‘12 Punto TRT Senaryo Günleri’ başladı

‘12 Punto TRT Senaryo Günleri’ başladı

TRT tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen “12 Punto TRT Senaryo Günleri” başladı...

“Divana Duran Güllerdik” ile okurlarıyla buluştu

“Divana Duran Güllerdik” ile okurlarıyla buluştu

Yazar-Şair Kadri Önal, “Divana Duran Güllerdik kitabını” okurlarıyla buluşturdu....

Murat Uyurkulak: Erkeklikle ilgili hiçbir şeyin sağlıklı gelişebileceğini sanmıyorum!

Murat Uyurkulak: Erkeklikle ilgili hiçbir şeyin sağlıklı gelişebileceğini sanmıyorum!

“Erkek egemenliği üzerine bina edilmiş bir dünyada, erkeklikle ilgili hiçbir şey...

Kültür ve Turizm Bakanlığından 15 Temmuz kahramanlarına ithafen 'Kahramanlık Türküleri Konseri'

Kültür ve Turizm Bakanlığından 15 Temmuz kahramanlarına ithafen 'Kahramanlık Türküleri Konseri'

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı hayatını ortaya k...

Kitaplar çocukluğumun uçan halısıydı

Kitaplar çocukluğumun uçan halısıydı

Yazar Duygu Uzel gazetemiz adına sorduğum soruları yanıtladı. Uzel’in bir ortak...