İnternet sitemizde çerez kullanılmaktadır. Çerezler hakkında detaylı bilgi için Çerez Çerez Politikası. Devam etmeniz halinde çerez kullanımına izin verdiğinizi kabul edeceğiz.

Ayten Başabaş Dirier

ARTUK BEY KUDÜS VALİSİ OLDUĞU SIRADA GENEL DURUM

Ayten Başabaş Dirier

[email protected]

ORTA DOĞU’NUN GENEL DURUMU
Selçukluların Döğer boyundan zeki, kudretli, kahraman, daima muzaffer komutanı Artuk Bey 1086 yılında Kudüs Valisi olduğu sırada, Orta Doğu tam bir kargaşa içindeydi. Alparslan’ın torunları olan çocukları saltanat iddiasında bulunmasın diye, sürekli uc bölgelere gönderilen Artuk Bey, hakkı olan Beyliği kurmasını engelleyen Sultan Melikşah ve Süleyman Şah’tan öc almak için fırsat kolluyordu. Maiyetine girdiği Sultan Tutuş’u Halep için sürüklediği 1085-Âyn Seylem Savaşı’nda Süleyman Şah’ın ölmesine yol açarak öcünü aldı, ama ölen Türkmen askerlerinin yası ruhunu bürüyünce huzuru kaçtı. O üzüntülü ruh haliyle Kudüs’e Vali olduğunda bir süre içine kapandı, hiçbir sefere katılmadı.
Tabileri arasında çıkan anlaşmazlıklara kızarak bölgeye bir sefer düzenleyip Halep yakınlarına gelen Sultan Melikşah’ın kuvvetlerine karşı saldırıya geçilmesini istediyse de, Tutuş bunu kabul etmeyerek Şam’a çekildi.  Artuk Bey, Musul Emiri Müslim’in Melikşah’a karşı oluşturmaya çalıştığı ve içinde Tutuş ve Mısır Fatimileri’nin de yer aldığı bir ittifaka girdiyse de bu ittifak gerçekleşmedi.
Melikşah, Abbasi Halifesinin nadir bir komutan olarak vasıflandırdığı Artuk Bey’in gönlünü kazanmak için 1087 yılında Bağdat’a gittiğinde onu da davet etti.  Dönüşte Selçuklu Melikleri ve Beylikler arasındaki sürtüşmelerden uzak durmaya çalışan Artuk Bey, işlerini yürüttüğü Davut kulesinde, kendini Hz.Davut ile özdeşleştirip, kendisine nasip olmayan Beyliğin temellerini, Güney Anadolu’ya yönlendirdiği çocukları ile atmaya başladı. Birer bahadır olan çocukları Anadolu-Kudüs-Bağdat arasında mekik dokurken, Kıyame Kilisesi tavanına astığı egemenlik sembolleriyle farkında olmadan, salt Türk Tarihini değil, Dünya Tarihini de dönüştürecek Haçlı Seferleri’ni tetikledi.
O sırada Büyük Selçuklu Devleti görkemli görüntüsüne rağmen; Şiî Büveyhiler(Deylemliler)’in sinsi vurucu gücüne haline gelen Hasan Sabbah ve Haşaşinlerinin, Karahanlı-Selçuklu, Fars-Selçuklu çekişmesinin ortamı halindeydi.
Anadolu’da kurulan İlk Türk Beylikleri; -Anadolu’yu Türkleştirip, vatan yaptılar. -Bizans’ın Anadolu üzerindeki hayallerini söndürürken, Haçlı Seferlerini  göğüslediler. -Türk-İslâm Medeniyeti’nin gelişmesi, yayılması ve korunmasına  tüm güçleriyle katkıda bulundular.
Türk Birliği’ni sağlamak için uğraşan Anadolu Selçukluları, Süleyman Şah’ın ölümüyle Melikşah çocuklarını Isfahan’a götürdüğünden, vezir yönetiminde sultansız kaldı.  Fakat kurduğu Türkiye devleti sağlam temellere oturduğundan altı yıl vezir yönetiminde varlığını korudu. 1081’de Bizans’taki esaretten kurtulan Çavuldur boyundan Çaka Bey, İzmir’de kurduğu İlk Türk Derya Beyliği’ni sırayla ele geçirdiği adalarla genişleterek, Peçenekler ve Anadolu Selçukluları ile kurduğu ittifakla Bizans’ı Üçlü Türk kıskacına alma plânını hazırladı.
Bu gelişmeler üzerine 1081’de darbe ile Bizans tahtını ele geçiren Komutan Aleksios Komnenos, batıda Lâtinler, doğuda Türklere karşı imparatorluğunu korumak için ünlü Bizans tezgahlarını kurup, düşmanlarını birbirine kırdırdı. Peçenekleri Kumanlarla, Çaka Beyi damadı Türkiye Sultanı I.Kılıç Arslan’a öldürterek ortadan kaldırdı. Türkleri Anadolu’dan atmak için halkının nefret ettiği Papa’dan yardım isteyerek Haçlı Seferlerinin düzenlenmesine yol açtı.
Avrupa, Kralların otorite yitirdiği Derebeylik rejiminde halk dört sınıfa ayrılmış; sosyal açlık, ekonomik, siyasî , dinî nedenlerle skolastik düşünceyle en karanlık dönemini yaşıyordu.  Din adamları bu çağrıyı fırsat bilerek, görünürde  kutsal Kudüs’ü kurtarmak, gerçekte İslâm Dünyasının zenginliklerine konmak için Haçlı Seferlerini düzenledi.
11.asırda İslâm devlet ve toplumu iyice zayıflamıştı. İran’dan Mısır’a kadar olan topraklar Şiî komutan ve beylerin yönetiminde olup, Dünya ile olan ticaret duraklamış, yarı feodal ekonomi gelişmişti. Müslümanlar o ortamda doğudan gelen Altay halklarıyla tanıştılar. 8.asırdan beri Türk çocukları Memlûk(sahipli) olarak ordu ve yönetimde görev aldıklarından onları yakından tanıyor, hasletlerine güveniyorlardı. Bu nedenle Selçuklu fetihleri  yeni bir düzen kurdu, Ortadoğu tek bir otorite altında birleşti. Abbasi Halifesi’nin gücü geniş alana yayılırken, Sultanlar en üstün gücü simgeliyordu
Melikşah’ın yirmi yıllık saltanatında B.Selçuklu İmparatorluğu siyaset, teşkilât ve kültür’de en görkemli dönemi  yaşadı. Sınırlar Orta Asya’dan Anadolu-Akdeniz’e uzanıyordu.
Adil kişiliğiyle her sorunu gönül kazanarak çözmeye çalışan Sultan Melikşah, eşleri Terken Hatun ve Zübeyde arasındaki çekişmelerde dengeyi tutturmaya çalışsa da, sarayına kadar sızan Hasan Sabbah ve Haşaşinlerinin kötülüklerine engel olamadı.
1092’de Terken Hatun’un plânları neticesinde kasten öldürüldüğü söylense de bu doğru değildir. Olayın Bağdat’ta olması asıl faili Halife idi. Melikşah kızı Mehmelek’i boşatıp, torunu Cafer adına hutbe okutulmamasına kızarak, Halifeyi Hicaz veya Dımaşk’a 24 saat içinde sürgüne göndermeye karar verdiğinde,  Halife on günlük süre istedi. Melikşah’ın dokuzuncu gün kölesi Hurdik tarafından zehirlenip ölünce Halifenin yerinde kalması asıl faili işaret eder. Mehmelek’in de babasının yanına vardıktan sonra ölmesi Halife’yi işaret eder.
Sultan Melikşah heybet ve azamet bakımından insanların en ulusu, adil, güzel yüzlü, yumuşak huylu “âdil sultan” diye nâm salan ve yalnızca müslümanlar tarafından değil gayrimüslimler tarafından da sevilen sultanın ölümü Orta Doğu’da dengeleri altüst etti.
8. asırda İslâmiyeti benimseyen Türkler, Orta Doğu’ya akın akın gelince, memlûk olarak ordu ve devlet yönetiminde görev aldılar. Mısır’da güçlenerek 9.asırda Tolunoğulları , 10.asırda İhşidler  devletini kurup, Şam’a kadar sınırlarını genişlettiler. İki devlet de Kudüs’e egemen oldular. Mısır’da Fatımiler güçlenince Kudüs Sünnî ve Şiiler arasında el değiştirmeye başladı. 11.asırda Selçuklu akınları başlayınca, komutanların hedefinde hep Kudüs vardı. İsyan eden, kaçan hep Suriye-Filistin’e sığınırdı.
Atsız, Kurlu ve Şökli emirlerindeki Üç-dört bin çadırlı Türkmenlerle Fatımî hâkimiyetindeki Filistin’e giderek fetihlere başladılar. Kurlu Bey ölünce yerine Atsız geçti. Türk asıllı Fatımî Valisinin yönettiği Kudüs’ü anlaşarak kan dökmeden, 1071 sonlarında fethederek merkez yaptı. Filistin ve Suriye’ye Sultanın yeğenleri Kutalmışoğulları ve kardeşi Tutuş da ilgi gösterince epey sürtüşmeler yaşandı. Sonunda Tutuş, Atsız’ı öldürüp bölgede Suriye Selçuklu Devletini kurdu. Arap asıllı hanedana bağlı kalan Haleb’den Mısır sınırlarına kadar uzanan alana sahip olan Tutuş’u komutanlar sevmiyordu. Bölgede tutunacağı tek kişi, Melikşah’tan uzaklaşan Artuk Bey’di. Ona her zaman değer verdiğinden yanına çekme fırsatını kolladı. Her olayda Başkumandan olan Artuk Bey, Mervanoğulları Beyliği kuşatmasında Vezir Nizam’ül Mülk’ün bacanağı Fahrüddevle’nin fitnesiyle kendisine kızan Melikşah’ın, daha uzak yerlere göndermesini beklemeden, Tutuş’un yanına gitti.
KUDÜS VALİSİ DAİMA MUZAFFER ARTUK BEY
Anadolu fethinde Başkomutan olan Artuk Bey, oğullarıyla girdiği her savaştan muzaffer olarak ayrılırken; Alp Arslan torunu oğullarının Selçuklu tahtında iddiada bulunmaması için Anadolu’da Beylik kurmasına Melikşah hep engel oldu. Nerde isyan, olay varsa oralara yönlendirildi. Anadolu’da kurulan Danişmendliler, Saltuklular, Mengücekler, Çaka Beylikleri ve Türkiye Devleti güçlerinin üstünde katkılarla coğrafyayı vatana dönüştürürken, Artuk Bey en uzak yerlere gönderilip, oradan uzak tutuldu. Devlet ve dinin dayanağı ünvanları onu Anadolu’da Beylik ve Devlet kuranlardan hep üstün tutarken, hayallerinin yıkılması üzerine Melikşah’a küstü.
Daha önce Güney Doğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de siyasî ve askerî faaliyetlerde bulunan Artuk Bey, emrindeki Döğer ve Kayı boyları ile Oğuzlar arasında önemli bir mevkiye sahipti. Süleyman Şah’ın sürekli Artuk Bey’in ardındaymış gibi faaliyette bulunduğu yerlere yönelmesi, bu iki gücün çatışmasını kaçınılmaz kılıyordu. “Anadolu Fatihi” bütün girişimleri başarıyla sonuçlanan Süleyman Şah’ın karşısına bu kez, sürekli ikinci plâna atılan Artuk Bey dikildi. Bu sırada gönlünü almak isteyen Melikşah’a onun topraklarını koruduktan sonra görüşeceğini bildirdi. Süleyman Şah’a kızan komutanlar Afşin, Sanduk, Dilmaç, Tutuş ve Artuk Beyin yanında yer alınca, 1086 Âyn Seylem Savaşı, Süleymman Şah’ın ölümüyle sonuçlandı. Geçmişte kendilerini Anadolu’dan uzaklaştıran Süleyman Şah’tan intikamlarını aldıkları halde, alanı dolduran ölü ve ağır yaralı Türkmen askerleri hepsini ağlattı.  Tutuş bu yardımına karşılık Artuk Bey'e Filistin’in yönetimini vererek, onu Selçuklu Ailesini birbirine düşüren Kuzey Suriye’den çekti.
1086 yılında gönül verdiği Mardin’e ruhanî ve fizikî yönden çok benzeyen Kudüs’e yerleşen Artuk Bey, 1091’de ölünceye kadar burayı yönetti. Ailesi ve yakın adamlarını Davud kulesine yerleştirdi.(A.Farac,s.333) Türk göçebe yaşantısı ve hâkimiyet anlayışına bağlı olan Artuk Bey, bölgedeki Türkmen aşiretlerini kendine bağlayıp, ustaca yönetti.  Emirlerinin eski Türk töresine bağlılığı, özellikle göçebe Türkmenlerin kendilerine bağlılığını daha da artırıyordu. Oğullarını çevredeki Sultan, Melik ve Arap emirlerin kızlarıyla, kızlarını Türkmen emirleriyle evlendirip, akrabalık bağıyla güçlendi.
Kudüs’e yerleşen Artuk Bey’in buradaki yılları, geçmişine kıyasla çok sakin geçti. Fakat yaptığı işlerin yankı ve etkisi sonraki yıllarda ortaya çıktı. İlk işi, eski Türk hâkimiyet sembollerine göre Kıyame kilisesinin tavanına üç ok yerleştirmek oldu.   Bu sembolle Artuk Bey’in bu şehre siyasî ve hukukî hâkimiyeti belirttiği aşikârdır. Bu sembollerin kullanılması, Artuk Bey’den sonra oğulları arasında da devam etti. Yorgun, yaşlı savaşçının Kıyame Kilisesi tavanına astığı, hâkimiyet alâmeti  3 ok ve yay, kiliseye saygısızlık sayılarak, Aleksios’un çabalarıyla Avrupa’yı Haçlı Seferleri için harekete geçirdi.
Kudüs’e yerleştikten sonra Artuk Bey hiçbir olaya karışmadı. Melikşah’ın daveti üzerine Nisan 1087’de Bağdat’a hareket ederek ay sonunda Kudüs’e döndü.
Kudüs’ü onarıp, adaletle yöneten, güvenliği sağlayan Artuk Bey 1091’de öldü. Süleyman mabedine giden yol üzerindeki medrese avlusuna gömüldü. Kaderleri birbirine bağlıymış gibi bir yıl sonra Nizam’ül Mülk, ardından Melikşah ölünce; Selçuklu kudreti çöküşe geçti. Taht kavgaları, Anadolu Beylikleri ve Kutalmışoğulları arasındaki çekişmeler, Sünnî-Şiî sürtüşmesi, Hasan Sabbah-Batınî suikastlarının oluşturduğu kaos;   Haçlıların Kudüs’e ulaşmalarına yol açtı.
Bizans ile sıkı dost olan Fatımîler, Haçlılarla el altından anlaştı. Haçlılar harekete geçtiğinde, onlarla savaştan yorgun dönen Artuk Bey’in oğulları Sökmen ve İlgazi yönetimindeki Kudüs’ü Fatımîler kırk gün kuşattılar. Artuk Bey’in oğulları şehir harap olmasın diye teslim edip, Halep ve Diyarbakır’daki akrabalarının yanına gittiler. Mateos’un anlattığına) göre;1098’de bir kuyruklu yıldız batı tarafında doğup, onbeş gün sonra kayboldu. Ardından Ekim ayında gökyüzü bir alev gibi tutuşarak, rengarenk oldu. Kızıl renk doğuya doğru kayarak kayboldu. Âlimler, bunun kan döküleceğine bir alâmet olduğunu söyledi (s.193 Gerçektende Haçlıların gelişiyle Kudüs ve Orta doğu kana bulandı.
Artuk Bey’in oğulları Kudüs’te kalsa elden çıkmazdı. Sonraki gelişmeler bunun kanıtı… Demir zırhlı Haçlıların, Müslümanlar arasında saldıkları korku ve yenilmezlik efsanesinin yıkılmasında büyük rol oynadılar. Sökmen’in 1104’teki Harran Zaferi, İlgazi ve yeğeni Belek’in 1119’daki Tell Afrin Zaferi, Artukluları  Haçlılara karşı mücadelenin  l i d e r l i ğ i n e  taşıdı. Haçlıların Suriye içlerine yayılmalarını önleyerek, toparlanmayı sağladığı gibi Müslümanlara kazanma umudu ve gücünü aşıladı.
1187 yılında Selahaddin Eyyûbi’nin Haçlı işgalindeki Kudüs’ü kurtarma seferine,  Artuklular da ilgi gösterip,  Hüsamettin Yuluk Arslan yönetiminde sefere katıldılar. Kudüs halkına, haçlıların aksine şefkat göstererek şehrin imar edilmesine katkıda bulundular. Artuk Beyin mezarı bulunarak, çevresindeki medrese ve hankâh onarımdan geçirildi.    Günümüzde yaşananlar bin yıl, yüz yıl önce yaşanların devamı. Kudüs’ü atalarımız gibi biz de seviyor, üzerine titriyoruz. Ruhları şad olsun.
                        KUDÜS
Kudüs! Ey kanlı, kaygılı, kutlu şehir
Batı gelince sokakların oldu kanlı nehir
Alırken kıymetini biz, sadece biz bildik
Direnmeden teslim edip gözyaşını dindirdik
Ufukta yükselen güneşle parlarken tuğlarımız
Seni kurtarmak, korumak ezeli andımız

"ARTUK BEY'DEN SELÂHADDİN EYYÛBİ'YE KUDÜS SEMPOZYUMU"ndaki bildirimimin özeti.