Yusuf Çağırtekin

Hayatın Gizli Şifresi: Kendini Sevmek

Yusuf Çağırtekin

ysfcgrtkn@gmail.com

Merhaba değerli okuyucularım. Uzunca bir aranın ardından sizlerle aynı platform altında tekrar bir araya gelmek, benim açımdan oldukça heyecan verici. Dolu dolu yaşadığım ve bir süre ara vermek durumunda kaldığım gazetecilik mesleğimden uzakta geçen yaklaşık bir buçuk yıllık zaman diliminde; günlük hayatımızda çokça konuşulmayan fakat ruh ve beden sağlığımız açısından son derece önemli olan konuları, hayata dair edindiğim deneyimlerimi, tecrübelerimi ve gözlemlerimi sizlere aktarabilmek adına başladığım bu yazı dizisinde belirlediğim ilk konu: “Kendini Sevmek.”
***
Konu başlığımız muhtemelen bazı okuyucularımız tarafından oldukça basit olarak nitelendirilebilir lakin yazının devamını okuduğunuzda durumun böyle olmadığını,  “kendini sevmenin; hayatın gizli şifresi” olduğunu hatta daha da ileri giderek bir sanat olduğunu belirtmek isterim. ‘Egoistlik’ veyahut ‘bencillik’ ile uzaktan yakından alakası olmayan bu kavramın hayatımızda ne derece önemli olduğunu dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Konu hakkında kısaca belirttiğim düşüncelerim eminim fikirlerinizi bir nebze olsun değiştirecektir. Nasıl mı? Üç adımda bu süreci özetlemeye çalışacağım. Yazının başında şunu da ifade etmek isterim ki; bu yazı sizin kendinizi sevmenizi sağlamayacak. Ben bir psikolog değilim. Amacım ise çok basit olarak görülse de hayatımızı idame ettirme açısından son derece önemli olan bu konu hakkında az buçuk da olsa farkındalık yaratmak.
***
İlk adımımız problemi belirlemek olsun. Günlük hayatımızda sizi en çok üzecek olayları düşünmekle başlayalım. Neler olabilir? Sevdiklerinizi kaybetmek, değer verdiğiniz bir insanın herhangi bir olaydan zarar görmesine şahit olmak, her gün keyifli zamanlar geçirdiğin evcil hayvanının kaybolması ya da ayrılık acısı, hele ki severek ayrılmak zorunda kalmak. Sanırsam en travmatik örnekleri veriyorum fakat sizi derinden etkileyen acılar daha farklı sebeplerden kaynaklanıyor olabilir. Yazının bu bölümünde herkesin bir dakika durmasını ve kendisini en çok üzecek olayları düşünmesini istiyorum. Evet evet okumayı durdurun ve düşünün! Fakat düşündüğünüz olaylar sizi gerçekten derinden etkileyecek olaylar olsun. Düşünmeye devam… Örneklerin çoğaldığını tahmin edebiliyorum. Herkesin acıdan anladığı şey farklıdır. Çünkü milyarlarca farklı insanın yaşadığı bu dünyada hepimizi üzecek şeylerin de aynı şeyler olmasını bekleyemeyiz değil mi?
***
İkinci adımımızda ise yaşadığımız bu acıların bize neler hissettirdiğine odaklanalım. Ben yine kendi verdiğim örneklerden hareketle devam edeceğim fakat siz bu yazıyı okurken sizi daha derinden etkileyecek örnekler üzerinde düşünebilirsiniz. Mesela; hayatında seni sen olduğun için seven ve yıllarca desteğini senden esirgememiş annen ya da babanı kaybettin ya da kardeşin gözlerinin önünde trafik kazası geçirdi ve bu kaza onun hayatının geri kalanında etkisini yitirmeyecek kalıcı hasarlar bıraktı. Evlenmeyi düşünecek kadar bağlandığın, sevdiğin, uğruna birçok fedakârlığı göze alabileceğin sevgilinden ayrıldın. Veyahut işten eve döndüğünde günün yorgunluğunu onunla birlikte attığın fedakar evcil hayvanını, bir gün eve geldiğinde yerinde bulamadın. Neler hissederiz? Cevapları sesli bir şekilde vermenizi öneririm. Hayal kırıklığı, depresyon, yaşamın boş gelme hissi, bazılarımız psikolojik olarak bir bitiş hali olarak intihara kadar yönelebiliyor… Yani böyle dönemlerde yaşadığımız genel sorun sürekli mutsuzluk ve depresif bozukluklar oluyor. Elbette ki farklı farklı duygular yaşayanlar da olabilir ama yaşamımızda bizi derinden etkileyen olayların ardından yaşadığımız temel sorun bizi etkileyen sorunların başında ne yazık ki depresif ya da duygu durumu bozuklukları geliyor.
***
Üçüncü ve son adımımızda ise tüm bu saydığımız olumsuz durumların ‘kendini sevmek’ duygusuyla alakasını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir arkadaşımdan aldığım alıntı ile “Kendini sevmeyen insan, dibi delik bir havuz gibidir. Başkalarının sevgisiyle havuzu doldurmaya çalışır ama günün sonunda havuz bomboştur. Sevgi ihtiyacını başkalarından karşılamaya öyle muhtaçtır ki, bir yerden sonra kukla halini alır. Başkalarının sevgisini hak etmek için onların isteklerinin kölesidir artık.  Ne zor değil mi kendin olamamak? Pek çok psikolog hayattaki yegane amacımızın kendimize varmak olduğunu söyler. Kendimize varmaksa bir eşiktir. O eşiğe ulaşmak için önce merdivenleri çıkmamız gerekir. En önemli basamak ise şüphesiz kendini sevmektir. Eksiklerinle, fazlalıklarınla -ama maddiyatla değil-, hatalarınla en önemlisi, pişmanlıklarınla kendini sevmek. Hayatınız boyu size büyük hatalar yapan insanları affediniz, peki neden kendinize bu kadar acımasızsınız? Kendinizle barışın. Doğuştan ya da aileden sahip olduklarınız değil, hayat yolunda kendi başına yaptıklarınızdır aslolan.”
***
Buradan hareketle karşılaştığımız sorunlar karşısında verdiğimiz olumsuzluk reaksiyonlar da kendimize verdiğimiz değerin az olmasından kaynaklanıyor. Her ne kadar zorlu koşullarda yaşasak da başımıza ne kadar büyük felaketler gelse de hayatın devam ettiğini ve gerçekten yaşamaya değer olduğunu bizlere hissettiren temel duygu kendini sevmek anlamına geliyor. Sevdiğimiz kişileri kaybettiğimizde hayatın yaşamaya değer olmaması fikri, ayrılık acısı yaşadığımızda hayatın anlamsız gelmesi fikri… Bunların hepsi kendimizi sevmemizle doğru orantılı şeyler. Kendimize olan sevgimizi ve saygımızı ne kadar arttırabilirsek, yaşadığımız olumsuzluklardan çıkıp normal hayata dönüş hızımız ise o kadar hızlı oluyor. Fakat bu acıların bizlerde oluşturduğu ‘değersizlik’ ve ‘yaşamaya değmez’ hissi ne kadar uzun sürerse çok daha büyük zorluklarla karşılaşıyoruz. İnsanoğlu olarak her koşulda yaşamaya programlı canlılarız. Elbette ki bazı insanlar bu saydıklarımdan çok farklı reaksiyonlar da gösterebilir ama önemli olanın yaşam kalitemizi arttırmak olduğunu unutmamamız gerekiyor. Bu sebeple diyorum ki kendini sevmek bencillik ya da egoistlik değildir. Kendini sevmek bana göre hayatımızın gizli şifresidir. Umarım meramımı anlatabilmişimdir. Bu yazıyı oluşturmam da katkısı çok büyük olan ebedi dostum Sinem Aydemir’e sonsuz teşekkürlerimi sunmak isterim. Sevgiyle kalın!