Yusuf Çağırtekin

Kabullenmek Üzerine…

Yusuf Çağırtekin

ysfcgrtkn@gmail.com

Değerli okuyucular bu hafta, farkındalığınızı arttıracağına inandığım ve bu sebeple değinmek istediğim konu “kabullenmek” ve “kabulleniş aşamasından önceki gerçek isteklerimizin farkına varabilmek.” Fark ediyor musunuz bilmiyorum ama seçtiğim konular günlük yaşamımızda sıkça dile getirilmeyen ama herkesin hayatının bir bölümünde muhakkak yaşadığı son derece önemli konular. Bu konuları 3-5 satırlık köşe yazıları ile anlatmak ise oldukça zor bir uğraş. Fakat sizler için çok önemli olduğuna inandığımdan, bu yazıları yazmayı kendime bir misyon olarak belirledim. Bir kişide bile farkındalık yaratabilir de hayatında yeni ve güzel şeylere vesile olabilirsem, bana tarifi mümkün olmayan bir mutluluk duygusu yaşatacağına emin olabilirsiniz.
‘Kabullenme’ konusunda yeterince okuma ve araştırma yapmış biri olarak gördüm ki bu konunun toplumda algılanış biçimi, ‘boyun eğmek’, ‘teslim olmak’ veya ‘kaderine razı gelmek’ olarak algılanmakta. Kabullenme duygusuna en çok direnenler ise mücadeleci, yeterince istedikten ve denedikten sonra yapılmayacak hiçbir şeyin olmadığına inanan, potansiyelinin her zaman yüksek olduğuna düşünen, bulunduğu yeri hiçbir zaman hak etmediğine kanaat getiren, kendine verilen ile yetinmeyip tevekkül etmeyi bilmeyecek tipte karakteristik özellikler taşıyan insanlar. Sizleri yermek için söylemiyorum ama bu saydığım özelliklere sahip kişilerseniz sizlere kötü bir haberim var. Kabullenmek sizin hayatınızın en kritik sorunlarından bir tanesi olabilir.
Gelelim konuyu getirmek istediğim yere. Günümüz toplum düzeni içerisinde yaşayan bireyler olarak, hayatımızın büyük bir kısmı ne yazık ki bize dayatılan, toplumun bize biçtiği kalıplara girmeye uğraşmakla geçiyor. Nedir bu kalıplar? Maaşı iyi olan garanti bir işe sahip olmak, toplum tarafından imrenilecek bir hayat sürmek, tatillere gitmek, sosyal medyada popüler olmak… Bu vb. daha bir sürü şey sayabiliriz. Özendiğimiz, istediğimiz şartlarda bir yaşam kurmak için küçük yaşlardan itibaren yarış atı gibi oradan oraya sürükleniyoruz. Kimimiz çok çalışarak istediğini elde ediyor fakat bazılarımız ne kadar çaba sarf etse de hayal ettiği yerlere gelemiyor. Benim yazımda hedef aldığım kitle ise ikinci grupta saydığım insanlar. Yani ne kadar çaba sarf etse de istediğini bir türlü elde edemeyen insanlar.
Her gece hayalini kuracak kadar istediğimiz şeyi gerçekleştirebilmek için; çok çalışırız elbette. Çalışırız, çabalarız, saatlerce uykusuz kalırız, birçok zevkimizden feragat ederiz yani sınırları epey zorlarız. Ama bunu bir türlü elde edemezsek. Bu süreçte yaşadığınız yıpranmışlık halini düşünün. İstediğini elde edemeyen insan psikolojisinin ne kadar bozulabileceğini herkes en az bir kez deneyimlemiştir. Peki, şimdi ne olacak? Her şey bitmiş mi olacak? Ama nefes almaya devam ediyorsun! Hatta birkaç saat sonra acıkacaksın! Seni seven insanlar yanında! Kitap okumayı seviyorsan en sevdiğin kitabın rafta sana bakıyor. Ya da bir dizi takip ediyorsan, sonraki bölüm veya sezonlar izlemen için seni bekliyor. Yani farkına var işte o şeye kavuşamazsan bile hayat devam ediyor.
İşte tam da bu noktada hayatınızın en kritik eşiğine geliyorsunuz. Eşiğin bir ucu tekrar zorlayıp, tekrar yıpranmak diğer ucu ise sonucu kabullenmek! Eğer kabullenmeyi seçerseniz, yazıyı yazarken engin bilgilerinden faydalandığım Klinik Psikolog Beyhan Budak’ın da dediği gibi, hayat size yeni seçenekler sunuyor. Size düşen ise bu seçeneklerden bir tanesine yönelmek olacak ve bunun sonucunda ‘Özgürleşeceksiniz’. Lafta değil bu söylediklerim. Gerçekten deneyimlediğiniz zaman göreceksiniz.
Bu kritik aşamaya gelmeden önce yapmanız gereken, konunun en can alıcı noktası ise neyi istediğini belirlemekten geçiyor. Burayı biraz somutlaştırmam gerekiyor sanırsam; Tıp kazanmak isteyen ya da kazanmayı istediğini zanneden bir öğrencisiniz. Yıllarca emek verip, çalışmanıza rağmen kazanamıyorsunuz. Çünkü kazanmak için bazı temel yeterlilikleriniz eksik. Bu arada ömrünüzden seneler hızlıca geçiyor. Ya da ilişkinizde karşınızdaki kişiden yapamayacağı şeyler bekliyorsunuz. O yapamadıkça öfkeniz ve sabrınız taşıyor. Veyahut ne yaparsanız yapın o ilişki bir türlü yürümüyor. Sonuç ise sürekli hayal kırıklığı ve yıpranmışlık hissi. İşte siz burada ya benim yeterliliklerim veya karşımdaki kişiden yapmasını beklediğim şeylerin onun yeterliliklerinin üzerinde olduğunu kabullenme aşamasına gelmiş olur ya da tekrar tekrar zorlayıp, tekrar tekrar yıpranmışlık hissedersiniz. Tam bu noktada karar vermeniz gereken şey nedir biliyor musunuz?, ‘Ben bu şeyin olmasını istiyorum, bu benim olmazsa olmazım’ mı ya da o şey gerçekten olmasa da mutlu bir yaşam sürebilir miyim buna karar vermek. Yani tam olarak neyi istediğinizi ya da istediğiniz şeyi tam olarak isteyip istemediğinizi belirlemeniz gerekiyor.
Genç bir köşe yazarı adayı olarak benim sizlere naçizane önerim ise hayatta neyi istediğinizi öncelikle çok net bir biçimde belirleyin ve bu şeyi belirlerken tamamen mutlu olacağınız şeyleri istemeye odaklanın. İsteklerinizin tümüne ulaşmanızın mümkün olmayacağı gerçeğini illaki hayat bir gün size öğretecek. Fakat sizler kabullenmenin bir boyun eğiş, teslim oluş ya da kaderine razı oluş olmadığının, aksine hayatın size sunmuş olabileceği bir fırsat olabileceğinin farkına varırsanız işiniz daha kolay olacak. Bu durumda mutlu olacağımız şeyleri istemek en mantıklısı değil mi? Hayatınızda şu an tam da böyle bir krizin eşiğindeyseniz, sizlere ünlü yazar Don Migel Ruiz’in şu sözleri ile veda etmek istiyorum, “Gerçeği kabul etmek iyileşmenin başlangıcıdır”. Sağlıcakla kalın.